Bilader bunn size dee eskilerden bi duz hikayesi annadıvericem. Duz deeb de geçmen, eskiden duz çok mühümmüş. Öyle goley de bulunmazmış. Alanya'nın Yörükleri develerile dee Gonya'daki Duz Gölü'nde duz toplamaya gederlermişimiş. Yörük herifinin biri enişlerden iner, yokuşlardan çıkar, biseel uğraşır, Alanya'ya duz getirirmiş. Engi herifin avradı da öne gelene duzu verivermiş. Herif de avrada öfkelenirmiş. Bigün herifin imanına tag demiş, "Avrad engi duzun kıymatını öğretmeg için, getirmesinin zahmetini belledmeg için seni de bi duza götürüceem" demiş.

Gari avradıyla yola çıkmışlar, eniş inmişler, yokuş çıkmışlar, uzatmayalım bilader avrad engi duzu getirmesinin zahmetini görmüş. Öyle ona buna duz vermeye tövbe etmiş. Ondan soona duz istemeye gelenlere hööle dermiş: "Engi işin enişi de var, çıkışı da var, ben benimkini vermem, herifin duzuna da garışmam" dermiş.

Gari duz istemeye gelenler de engi vakitten soona avuçlarını yalamışlar. Hindi duzun fiyeti çok yok. De gabbe deli günler de. Duz da bi vakitler altınmışmış. Öyle demen bilader, engi duzu davara yalatırlarmış, yemeklere gatarlarmış, çökeleğe, sadeyaana gatarlarmış.

Taa bende haylıca duz hikayesi var. O hikayeleri soona annadıvericem.
Benden bunnlük bu gadar. Hadi galın sağlıcakla.