Sevgili okurlarım, bugün sizlerle biraz dertleşelim istiyorum.
Hani o her sabah uyandığımızda "Yine mi?" dediğimiz, haber bardağımızı taşıran akran zorbalıkları, çocuk yaşta suça sürüklenen fidanlar ve sokaktaki o hırçın yüzler üzerine...
Bir toplumun nabzını tutmak istiyorsanız, o toplumun akşamları neye ağlayıp neye güldüğüne bakın.
Bir dönem "Kurtlar Vadisi" gerçeğiyle tanıştık. Milli duyguların, dış politikadaki sıkışmışlıkların hıncını ekran başında, o meşhur siyah ceketli karakterlerle çıkardık.
Ama o ceketlerin cebinden sadece vatanseverlik çıkmadı; yan yan yürüyen, adaleti kendi yumruğunda arayan, nezaketi zayıflık sayan bir "taklit nesil" çıktı. Gençlerimizin içine o "kurt" düşürüldü bir kere.
Bugün ise durum daha da vahim. Gündüz kuşağında "normal" diye sunulan o çarpık ilişkiler yumağı, aslında toplumun ahlak bağışıklığını çökertiyor. Kocasını aldatıp başkasından hamile kalan kadına, "Gel, başımın üstünde yerin var" diyen o figürler; aslında hoşgörüyü değil, haysiyetin erozyonunu temsil ediyor. Boş tencereyle imtihan olan annenin karşısında, yarım saat sos kıvamı tartışan programlar ise vicdanlarımızı nasırlaştırıyor. Sanatın, edebiyatın, Ebru’nun zarafetinin olmadığı yerde; silahın ve mafyanın kaba sesi yankılanır.
Gelelim en yaralı yerimize: Okullarımız. Eskiden öğretmen, anne-babanın güvendiği bir limandı. "Eti senin kemiği benim" derken aslında bir teslimiyetten ziyade, pedagojiye duyulan derin bir saygı vardı. Şimdi ise çocuklarını "taparcasına" seven, onlara toz kondurmayan bir ebeveyn modeliyle karşı karşıyayız.
Öğretmen, bir çocuğun ruhunu şekillendiren sanatkârdır. Ancak sanatçının eline vurduğunuzda, o heykeli yontamaz. Çocuğu uyardığı için okulu basan veli, aslında kendi evladının gelecekteki celladını besliyor. Öğretmen korkarsa, sadece "ders anlatır ve gider."
Terbiye etmez, yön göstermez. Sonuç? Kendi dedesine, ninesine el kaldıran, hastanede doktor dövmeyi "özgürlük" sanan, sınır tanımayan bir nesil.
Ve tabii ki cebimizdeki o dünya...
Sosyal medya. Anne-babanın TikTok’ta, Telegram’da "sazan avladığı", çocukların ise cinayete, şiddete özendiren oyunlarda birer "karakter" olduğu o karanlık dehliz. Çocuk, ekranda gördüğünü hayatına kopyalar. Şiddet oyununda öldürdükçe puan kazanan çocuk, sokaktaki insanı da bir "nesne" olarak görmeye başlar.
Empati ölürse, insanlık ölür.
Dostlarım, bu bir sosyolojik çöküştür, evet. Ama çare yine bizde.
Çocuğumuzun ne izlediğinden önce, bizim ne izlediğimize bakmalıyız.
Okulu bir hizmet binası, öğretmeni de bir memur olarak görmekten vazgeçip; ona o kutsal emaneti, yani geleceğimizi teslim etmeliyiz.
Sanatı, müziği, ebruyu, bir türküdeki o derin anlamı yeniden çocuklarımıza aşılamalıyız.
Unutmayın; bir toplum, çocuklarının cebine silah değil, kitap ve merhamet koyabildiği sürece ayakta kalır. O "yan yan yürüyenler" elbet bir gün yorulur ama nezaketle dimdik duranlar dünyayı değiştirir.
Sevgiyle, anlayışla ve en önemlisi "insan insana" kalın.
Toplumsal bir aynaya bakış
Sudi Çandır
Yorumlar
Trend Haberler
Alanya'daki okulda şok iddialar: Kesici aletle haraç mı istendi?
Son Dakika! Kahramanmaraş saldırısında 4 Ölü 20'den fazla yaralı: Saldırgan 8. sınıf öğrencisi
Son Dakika! Alanya'da kaza: Yaralılar var
Alanya'da okullar kaç gün tatil? Çocuklar yok yazılacak mı?
Alanya'da yarın okullar tatil mi?
Alanya’da yaşayan gençten Tan Taşçı hakkında babalık davası iddiası