RAKAMLAR bazen insanın gözünü boyar, ama gerçeğin terazisi hep başka tartar. Klimalı odalarda, kalın halıların üzerinde hesap yapınca enflasyon sessizce düşer, hayat güllük gülistanlık görünür.
Fakat asıl hikâye masa başında değil; sokağın ortasında, mahalle kasabının vitrininin ardındadır.
Geçen yıl, Ağustos 2025’in o bunaltıcı gününde, mahalle kasabının önünden geçerken ilişmişti gözüm o etiket fiyatına. 1 kilo pirzola 949,90 TL idi. Altı üstü et, bu toprağın çocuğu hak etmez mi? İnsanın canı çekiyor, inceden bir iç çekip geçiyorsun.
Zaman su gibi akıp gitti, koca bir yıl devrildi. Ağustos 2026’dayız. Yine aynı kasap, yine aynı tezgâh, yine aynı pirzola. Merak edip baktım etiketine; insan inanmak istemiyor. Fiyat uçmuş, bir kuğu gibi süzülerek değil, roket gibi fırlayarak bin 820 TL olmuş.
Matematik acımasızdır, yalan söylemez. Aradaki fark 870 lira. Yüzdesel artışa vurduğunda tam yüzde 91,60. Bir yılda bir kilo pirzola neredeyse iki katına çıkmış, adeta insanoğluyla alay eder gibi.
Sonra dönüp resmî kâğıtlara bakıyorsun. Kurumlar birer birer kendi hakikatini yazıyor:
TÜİK’e göre yıllık enflasyon yüzde 31,75.
İTO’ya göre İstanbul’da hayat yüzde 35,20 pahalanmış.
Biraz daha sokağın sesini duymaya çalışan ENAG bile yıllık enflasyonu yüzde 50,49 olarak ölçmüş.
Hadi gelin, bu hesapların içinden çıkın çıkabilirseniz. Kusursuz masalara inanırsanız, pirzola etiketindeki yüzde 91,60’lık çığlık buhar olup uçuyor.
Resmî rakamlara göre memleket huzur içinde, enflasyon iniyor, tencereler neşeyle kaynıyor!
Ama kasabın tezgâhı gerçeği söylüyor bize.
Yem can yakıyor, saman can yakıyor, nakliye başka dert. Üretici çaresiz, köylü küstürülmüş. Tabii ki etin kilosu yüzde 91 artacak. Çünkü enflasyon kâğıt üstünde sevecen ama mahalle kasabının elinde keskin bıçak.
Soruyorum şimdi o klimalı odalarda oturanlara: 23 bin lira alan bir emekli, ev kirasını ödedikten sonra bu tezgâhtan pirzola yiyebilir mi?
Hayır.
Asgari ücretli dar gelirli bu ülkede eti görebilir mi?
Hayır.
Peki, bu insanların hakkı değil mi?
Evet, bal gibi hakkı.
Biz hayat pahalılığı dahil, enflasyon dahil her konuyu gündemde tutuyoruz. Bakın insanın çok da uzun olmayan bir ömrü var. Bu ömrü mutlulukla, huzurla, iyi beslenerek ve iyi yaşayarak geçirmek ister.
Erciyes'in karı eriyince gel borcumu ödeyeyim denmiş ta yüzlerce yıl önce. Vatandaş kar erimiş erimemiş bunlarla oyalanmak istemiyor. Bir bardak suyun tadını çıkararak içmek, bir lokma etin lezzetini alarak yemek istiyor.
Bize gelecek hayalleri kurduran değil, bugünü hayal ötesi bir mutlulukla yaşatan lazım.
Emekli üç kuruşluk maaşıyla sefalet sınırında yaşamaya çalışırken, bu milletin sofrasından et yavaşça, sessizce çekiliyor. Çocuklar yeterince beslenemesin, büyümesin mi? Vatandaş eti sadece bayramdan bayrama, o da uzaktan uzağa mı hatırlasın?
Enflasyonu masa başında, sepetleri kuşa çevirerek hesaplarsanız halkın gerçek acısını ıskalarsınız. Ama gerçekler tokat gibi çarpar insana; tıpkı mahalle kasabındaki bin 820 liralık o acı etiket gibi.
Unutmayın; enflasyon süslü tablolarda değil, vatandaşın boynu bükük cüzdanında, kasabın tezgâhındadır. Ve bu gidişle “kimse et yemesin, kimse kasabın önünden de geçmesin” demekten başka ne kalıyor geriye?
Esen kalın...