​TURİZM deyince lafı uzatmanın, cafcaflı, altı süslü cümleler kurmanın bir anlamı yok. Hayatın ve gerçeğin tam ortasındayız.

Alanya’da turizm demek; taksicisinden butikçisine, çiftçisinden çobanına kadar istisnasız herkesin ekmek kapısı demektir.

​Denizini kaybetmiş bir coğrafyada kimseye ev satamazsınız. Dolayısıyla inşaat ve emlak sektörünü de doğrudan, can damarından vurursunuz.

​Ancak bu konunun hayati hassasiyeti, ne yazık ki sektörün temsilcileri tarafından hâlâ yeterince anlaşılmış değil.

Ya gerçekten farkında değiller ya da fark ettiler ama susmayı tercih ediyorlar.

​Eğer ikinci ihtimal ağırlıktaysa, yazık ediyorlar, çok yazık ediyorlar.

​Sektör temsilcileri neden susuyor?

​Otel sahibi turizmcilerden çıt çıkmıyor. "Efendim, sokaklara dökülüp bağıracaklar mı?" diyenleri duyar gibiyiz.

Elbette hayır! Kimse sokaklara dökülsün demiyor. Ama arkalarında dağ gibi duran bağlı oldukları dernekleri, odaları harekete geçirmek zorundalar.

​Öyle "hatırım kalmasın" tarzında, suya sabuna dokunmayan, "eh, biz de bir açıklama yaptık" diyerek geçiştirilen cılız sesler bu devasa soruna çare olmaz.

​Alanya sahilleri, beş yıldızlı otelleriyle, plaj büfeleriyle ve turistik restoranlarıyla hep bu denizden ekmek yiyor.

Ama "denizimizi kaybediyoruz" diye bu işin ilmini yapan çok kıymetli hocalar feryat figan bağırıyor; lakin turizm sektöründen ses soluk çıkmıyor.

​Neden bu derin suskunluk?

Nedir bu topu taca atma gayreti?

Anlamak mümkün değil.

​Şunu herkes çok net bilmelidir ki; bu sorunu bölgedeki tüm büyükşehir ve ilçe belediyeleri el ele verse bile tek başlarına çözemez.

Çünkü bu, yerel imkânları aşan çok büyük bir meseledir.

​Esnaf odaları, şoförler odası, ticaret odası, pazarcılar odası, bakkallar ve bayiler odası, mimarlar odası, müteahhitler birliği, ziraat odası, tropikal meyve üreticileri tüm STK'lar ve özellikle beş yıldızlı otel sahipleri...

​Şimdi Alanya halkı sizden bir hareket bekliyor.

​Acil durum değerlendirmesi için bir araya gelmenizi, meselenin boyutunu enine boyuna tartışmanızı ve çözüm için devletin kapısını çalmanızı bekliyor.

​Bahse konu olan bu sorun; pandemiden de uçak krizinden de çok daha önemli bir sorundur ve bugünden yarınına çözülmesi de bir o kadar zordur.

​"Ben bulaşmayayım, ben konuşmayayım, biri nasıl olsa bir şeyler söyler" diyerek geçiştirilecek bir mevzu değil bu.

​İşinizi, aşınızı korumak istiyorsanız ve Alanya’yı seviyorsanız; birleşin, el birliğiyle, tek yürek olup Alanya için emek verin.

​Eğer böyle sessiz kalırsanız ve tehlike söylendiği gibi büyük bir felakete dönüşme ihtimalini düşünürseniz, bu sessizlik en çok sizleri vurur.

​Devletimize sesimizi yapıcı bir dille duyurmalıyız ve iş, şimdi doğrudan sizlere düşmektedir.

Susarak, sessiz kalarak, suya sabuna dokunmadan el de temizlenmez denizlerde.

Esen kalın…