Çokça övülen, defalarca övülmeyi hak eden, methedilen, övülmeye değer güzel huylu kimseye “Muhammed” denir. Dört kutsal kitapta adı geçen Peygamber Efendimizin (S.A.V.) ismi… Dünyada Muhammed, Mohamed (vb.) gibi 130 ile 150 milyon kişinin ismidir. Ve bunlardan birisi, dünya futbolunun yıldız ismi Mısırlı Muhammed Salah… Trabzonspor’a attığı imza ile futbol dünyasının gözünü bir anda Karadeniz’e çeviren, bugüne kadar Türkiye’nin en pahalı transfer ücreti ödenen futbolcusu…

Muhammed Salah’ın Trabzonspor’a attığı imzanın ve ödenen milyonlarca Euro’nun sponsorlar tarafından karşılanması ve yıllık alacağı ücretin Türk futbolunda görülmemiş bir rakama ulaşması elbette haklı olarak da bu transferin neden, nasıl, niçin yapıldı diye sorulması gerekiyor! Beşiktaş Kulüp Başkanı “Biz almak istemedik” demesi işin cabası mı, yoksa borç içinde yüzen (buna Trabzonspor da dahil) milyonlarca Euro’yu basarak alan Karadeniz ekibinin transfer çalımı mı? Çok kere sorulması gereken soruların henüz sorulmadığıdır. İşin içinde siyaset mi, politika mı, yoksa muhafazakâr bir bölge için gerçekten Muhammed Salah’ın olması gerektiği midir? Aslında bölgenin etnik yapısı ve oyuncunun mütevazı görünen bir ailesi ve doğası gereği bizden, yani Müslüman olması transferin kodlarını çözmemize yardımcı olacak mı, zaman gösterecek! Karadeniz’de olduğu gibi Türkiye’nin her yerinde siyasetçilerin boyunlarına attıkları atkının da elbette bir getirisi olacak kanısı neredeyse herkeste hâkim. Kulübüne faydası olmayanları desteklemekten kaçınan taraftar gruplarının gizli el olarak siyaset dünyasına gönderdikleri mesajları çok iyi biliyoruz. Özellikle de futbol yönetimi içindeki bölgesel gücün nerede olduğunu da bilmeyen yoktur. Özerk olması gereken federasyonun atama ile taçlandırılması konunun bir diğer tarafı. “Futbol asla futbol değildir.” sözü, kıtalar arası kültürel yapıya göre değişiklik arz eden bir endüstriyel oyunu anlamak için siyaseten bakmanın tam da bu anlamda doğru olacağı kanısındayım.
Trabzon’un son zamanlarda siyaseten belirleyici unsurlarının bir arada olduğu, yıkılmaz bir yapı olarak görülen yeşil Karadeniz diyarının yavaş yavaş futbolda gerilere düşmesi ve halkın ekonomik olarak nefes alışında zorlanması mı buna neden oldu bilinmez! Bölge halkının giderek sevdasından uzaklaştığı izleniminin artması… Tercihlerin adres değişebilecek hale gelmesi… Hatta yakın zamana taşınması adına siyasetçilerin korku dolu rüya görmesi mi? Tüm bunların toplamında, o rüyayı futbol stadyumuna taşıyarak hikâyenin kaldığı yerden devam etmesinin çabası mıdır?
Futbolu yıllardır futbol olarak görmediğimizi defalarca anlatmaya gerek yok. Sadece şu sözü unutmadan geçmememiz gerektiğini de vurgulamak istiyorum. Kitlelerin kontrol edileceği en güzel alanın stadyum olması asla tesadüf değildir. Onlarca yeni ve görkemli stadyuma istediği bağı kuramayanların, bence en büyük silahı olan muhafazakâr görünümlü Birleşik Krallık kültürünü sahip, adaya yakışan, bir o kadar da tecrübeli ve klas bir oyuncunun gol atmasından çok, kimin daha çok taraftar topladığı bir atmosferin yaratılması adına SALAH, yüzyılın en isabetli transferidir… Muamması ne olursa olsun, futbolun bir keyif olduğudur. İzlemekten zevk alacağımız, tribün besteleri ile coşacağımız yeni Türkiye modelinin şampiyon olması adına Türk futbolunda devrim yaratacak gözü ile bakılan yaylar diyarı Karadeniz’imizin dünya futbolunu bir anda üstüne çeken bu olağanüstü transfer (!) başarısını kutluyoruz. Görsel şölenin sonunda şampiyonun kim olacağı sorusunun adaylar arasında giderek güçlenen Trabzonspor’un olması da rekabet açısından İstanbul egemenliğinin kırılması adına bir o kadar da sevindiricidir.
Özetle, sezon boyunca övüleceğine inandığımız Salah’ın zekâsının test edileceği yanı sıra, bunu tribüne taşıyarak bu transferin PR’ını yaratanları da ayrıca kutlamak isterdim; ancak ekonomik olarak fakirleşen taraftarın tribün faturasını kim ödeyecek diye sorarsanız, onu yakında hep birlikte göreceğiz…