TÜİK rakamları açıkladı, altı aylık enflasyon belirlendi. Emekli, çalışan, emekçi daha zamlı maaşına dokunamadan, o kâğıt üzerindeki rakamlar cüzdanına girmeden, hayatın gerçek yüzü çarşıda, pazarda tokadı indirdi.

On beş yirmi gün önce 25-30 lira olan patatesin, soğanın fiyatı ikiye katlandı. İğneden ipliğe yağan zamları saymıyorum bile.

Bir elin verdiğine uzanan emeklinin eli yine boş kaldı ve önünde yine boynu bükük umutla bekleyeceği altı ay var.

​Patates, soğan, ekmek, makarna...

Fakirin sofrasının değişmez paydaşları, şimdi lüks kategorisine terfi ediyor. Sormak lazım; ne oldu da on beş, yirmi günde fiyatlar ikiye, bazı marketlerde üçe katlandı?

Ortada bir "patates-soğan lobisi" mi var, yoksa denetimsizliğin yarattığı o karanlık odalarda mı şekilleniyor bu rakamlar?

Üretici mutlu değil, tüketici zaten feryat figan. Alanla satanı aynı karede mutlu, huzurlu görene kadar bu döngünün çarpık olduğu gerçeği, bir mızrak gibi gözlerimizin önünde durmaya devam edecek.

​Yıllardır süregelen bir tiyatro bu. Üretici "zarar ediyorum" diyor, tüketici "cebim yanıyor" diye bağırıyor. İki tarafın da gözyaşı birbirine karışıyor.

​Tam da bu noktada, bir babanın hikayesi geliyor aklıma. Anadolu’nun bağrından, geçim derdinin en yalın hali.

​Vaktiyle bir çiftçi, iki oğlunu da evlendirmiş. Aynı evin içinde üç farklı hane. Bakmış baba, tarla yetmiyor, torunlar geliyor; çareyi tarlayı satıp çocukları büyükşehre göndermekte bulmuş.

"Gidin, kendi ayaklarınızın üzerinde durun" demiş.

​Aradan aylar geçmiş, anne yüreği durur mu? "Bey, git bak bakalım evlatlar ne yer ne içer" demiş. Baba düşmüş yola.

Önce Anadolu yakasına yerleşen küçük oğluna gitmiş. Oğlu heyecanla anlatmış: "Baba, kiremit-tuğla işine girdim.

Bir hafta içinde yağmur yağmazsa köseyi döneceğim, yağarsa anam ağladı."

​Baba "Allah gönlüne göre versin" deyip geçmiş Avrupa yakasına, büyük oğluna.

Akşam sofrasında o da aynı şeyi söylemiş: "Baba, pirinç ektim. Bir hafta içinde güzel bir yağmur yağarsa zenginim, yağmazsa anam ağladı."

​Baba dönmüş evine…

Eşi heyecanla "Nasıllar?" diye sormuş.

Baba, gözlerinin içine bakmış hanımının; "Çocuklar iyi hanım ama sana üzüldüm" demiş.

"Neden?" diye sorunca eşi, baba iç çekmiş: "Bak Hanım, çocuklar ne yaparsa yapsın, sen her türlü şartta ağlayacaksın.

Tek derdim; büyük oğlandan dolayı mı, yoksa küçükten dolayı mı ağlayacağın..."

​Bugün dar gelirli, tıpkı o anne gibi.

Kimin yağmurunun yağıp kimin kuraklığının başladığı belli olmayan bu düzende, bazen patatesten, bazen soğandan dolayı hep ağlıyor.

​Bizim hikayemizde ise ne yağmurun hesabı tutuyor ne de üreticiyle tüketicinin sofrası birleşiyor. Yine birileri kazanıyor, yine birileri kaybediyor.

Ve yine, emeklinin boynu bir altı ay daha bükük kalıyor.

Esen kalın…