YİNE ciğerlerimiz yandı...

Hep böyle manşetler atarız biz gazeteciler. Kalemimizin ucunda kurşun, kağıdımızda kül kokusuyla otururuz ekran başına.

Yine ciğerlerimiz yandı. Peki neden yandı, bu ateşe odunu kim taşıdı, her yıl bu mevsimde Akdeniz’in, Ege’nin tepesine çöken bu kara kâbusun asıl faili kim?

​Orman kendi kendini yakar mı diye sormak lazım.

​Dış etken olmadan, doğanın kendi ritmi içinde bunun mümkün olmadığını bilmek için alim olmaya gerek yok. İçi boşaltılıp çöp niyetine ormanın ortasına atılan o cam şişeler, güneşin altında kusursuz birer mercek görevi görüp kuru otları tutuşturur mu?

Evet, tutuşturur.

Ormanın ta dibinden, bakımsız bırakılan elektrik telleri bir kıvılcımla tüm bölgeyi cehenneme çevirir mi?

Çevirir…

​ Asıl facia, istatistiklerin soğuk yüzüne baktığımızda yüzümüze tokat gibi çarpıyor.

​​Orman Genel Müdürlüğü ve bağımsız çevre raporlarına baktığımızda, Türkiye’deki orman yangınlarının çıkış sebeplerinin %90’ından fazlasının insan elinden, insan ihmalinden ya da insan göz yummasından kaynaklandığını görüyoruz.

​Yangınların hatırı sayılır bir kısmı ihmal ve dikkatsizlikten (tarla temizliği, anız yakma, söndürülmeden atılan sigara izmaritleri) çıkıyor.

​Kimi zaman kasıt ve kundaklama adı altında ranta kurban gidiyor yeşil örtümüz.

​Ve en acısı, resmi raporlarda "meçhul" veya "nedeni bilinmeyen" diye geçiştirilen, üzerine yeterince gidilemeyen karanlık noktalar, tüm yangınların neredeyse yarısını oluşturuyor. Doğal sebepler (yıldırım vb.) listede küçük bir yüzdeye sahipken, doğanın katili yine ne yazık ki modern insanın bizzat kendisi oluyor.

​Son 10 yıla dönüp baktığımızda tablonun vahameti kan dondurucu. Türkiye, son on yılda binlerce hektar ormanlık alanını, sadece yeşilini değil; içinde yaşayan binlerce canı, börtü böceği, kuşun yuvasını, köylünün emeğini, geleceğini kaybetti. 2021’deki büyük felaketlerde tek bir yılda on binlerce hektar kül olurken, o günden bugüne Akdeniz’in başına karalar bağlayan acılar eksilmedi; aksine her yaz "Daha donanımlıyız, ihmalimiz yok" denilen her an, doğa bize acı bir hatırlatma yapmaya devam ediyor.

​İşte bu yüzden bugün gözümüz kulağımız Alanya’da. Alanya’nın Sapadere ve çevre mahallelerinde gökyüzünü kaplayan o simsiyah duman, sadece ağaçların değil, bir şehrin hafızasının yandığını gösteriyor. Alevlerin yerleşim yerlerine dayandığı, onlarca evin tedbir amaçlı tahliye edildiği bu coğrafyada, insan acizliği bir kez daha gözler önüne seriliyor. Alanya’da yanan sadece çam ağaçları değil; oradaki bir ailenin bir ömür biriktirdiği hayaller, o dağların sessiz tanığı olan ekosistem.

​"Bir orman kolay yetişmiyor. Onu büyütmek yıllar, kül etmek ise sadece birkaç dakika alıyor."

​Soruyorum şimdi size: Yangın söndürüldükten sonra "Geçmiş olsun" fotoğrafları çektirmek mi marifet, yoksa o ormanları bu hale getiren kuralsızlığı yok etmek mi?

​Ağaçlar yanar, yeniden biter derler. Ya giden canlar?

Gökyüzü karardığında sadece Alanya’nın, Muğla’nın ya da Manavgat’ın üstüne çökmüyor o duman; hepimizin üzerine, bu ülkenin ortak geleceğinin üzerine çöküyor. Ne zaman ki doğayı korumayı bir "lüks" değil, hayatta kalma meselesi olarak göreceğiz; işte o zaman bu manşetler de son bulacak. Ama korkarım ki, biz daha çok "ciğerimiz yandı" diye yazacağız.

Esen kalın…