ÜNLÜ bir otelcinin Alanya hakkındaki sert çıkışını günlerdir tartışıyoruz. Kullandığı üsluba, dilin keskinliğine hep birlikte tepki gösterdik, eyvallah. Ama şimdi gelin, o öfke perdesini aralayalım ve yüzleşelim.
Haydi, aynaya bakalım. Alanya sokaklarında yürürken kendinizi gerçekten güvende hissediyor musunuz?
Kaldırımda yürürken arkanızdan gelen bir bisikletin zil sesiyle ya da bir motosikletin ara gazıyla irkilip kendinizi kenara attığınız olmuyor mu hiç?
Ya da kaldırımın ortasına fütursuzca park etmiş bir kamyonetten mal indiren o tanıdık manzara... Sahi, kaldırımlar kimindi?
Bizim bildiğimiz, yayalarındı. Ama gerçekte öyle mi?
Biz "önce medeniyet" diyoruz demesine de bu keşmekeşe biz bile alışamamışken, binlerce kilometre öteden gelen misafirlerin bunu hoş karşılamasını nasıl bekleriz? İnsanlar Alanya’nın göbeğinde can güvenliklerinin tehlikede olduğunu hissediyorlar.
Sadece trafik mi? Dönün bir de sosyal yaşama bakın.
Sabah pırıl pırıl teslim edilen park masalarının akşama çöplüğe dönmesi, sahilde iki kadeh parlatıp tüm çöpünü kumsalda bırakan o "kafadarlar", otobüs duraklarındaki dondurma ambalajları, boş şişeler...
Ara sokaklardaki kaldırım işgallerini, şekilsiz, boyasız apartmanların balkonlarından sarkan çamaşırları saymıyorum bile.
Ya o yüz yıl geride kalmış kent içi toplu taşıma? Çayı taşırken yarısını tabağa döken tecrübesiz garsonlar, barın üzerine çıkıp göbek atarak müşteri eğlendirdiğini sanan o rüküş zihniyet...
Hep söylüyorum: Bizde yasa eksik değil, kural eksik değil. Hepsi var. Bizim sorunumuz uygulamada.
Ve iddia ediyorum, Alanya’nın ihtiyacı olan tek şey, şehrin her metrekaresine hâkim olacak bir MOBESE sistemidir.
"Bütçe yok" bahanesine sığınmasın kimse. Alanya’nın sokaklarında devasa bir kaynak, adeta gizli bir hazine yatıyor. Parkı çöplüğe çevirenler, kaldırımda üzerinize süren motosikletliler, otobüs duraklarına park eden araçlar, gecenin bir yarısı havai fişek patlatanlar...
Hepsi birer finans kaynağı!
Aracının dört camını açıp sokağı pavyona çeviren o altın kolyeli adamın cüzdanı, bu şehrin denetim vicdanı için bulunmaz bir nimettir aslında.
Lüks otellerimizle övünmeyi biliyoruz ama şehrin düzeni, sosyal yaşam kalitesi yerlerde sürünüyorsa orada duracağız.
Bu magandalığa karşı "Efendim rica ediyorum, lütfen yapmayın" kibarlığı sökmez. Bırakın yapsınlar. Ama bedelini ödesinler.
Çözüm basit: Havuç ve sopa. Hiç gözünün yaşına bakmayacaksın. Yazacaksın cezayı kanunlar çerçevesinde. İnsanlar deneyimleyerek öğrenir.
Bir canı yanar, iki canı yanar; üçüncüsünde öyle bir alışır ki kurallara uymaya, kendisi bile şaşırır.
Peki, bu kadar basit bir çözüm varken neden yapılmıyor? Sahi, bu şehirde kurallar neden uygulanmıyor?
Bilmiyorum ki...
Bildiğim tek şey; biz bu aynaya bakıp kendimizi düzeltmedikçe, başkalarının bize tuttuğu aynayı taşlamaya daha çok devam edeceğimiz.
Esen kalın...