İnsan gerçekten yıllar geçtikçe mi eskir?

Aynaya baktığımızda çoğu zaman ilk dikkatimizi çeken şey saçlarımızdaki beyazlar ya da yüzümüzde beliren çizgilerdir. Oysa yaş almakla eskimek aynı şey değildir. İnsan bazen yıllar geçse de içindeki canlılığı korur; bazen de daha genç yaşlarda hayatın ağırlığı altında yorulur.

Belki de insan önce yüzünde değil, hayata bakışında eskir.

Hayret etmeyi bıraktığında… Bir çocuğun merakına, gökyüzünün sessizliğine, bir ağacın her bahar yeniden yeşermesine artık aynı dikkatle bakmadığında… Çünkü insanı diri tutan yalnızca nefes almak değildir; hayatla kurduğu bağı canlı tutabilmektir.

Modern hayat bize sürekli yenilenmeyi vaat ediyor. Daha yeni eşyalar, daha hızlı imkânlar, daha fazla seçenek… Fakat dışımız yenilenirken iç dünyamız aynı özeni görebiliyor mu? Günümüz dünyasında gençlik çoğu zaman görünüş, enerji ve tüketim üzerinden tanımlanıyor. Oysa insanı gerçekten diri tutan şey, sadece genç görünmek değil; öğrenmeye, düşünmeye ve anlam aramaya devam edebilmektir.

Belki de çağımızın en büyük yanılgılarından biri, yenilenmeyi sadece dış dünyada aramaktır. Daha fazlasına sahip olmak, daha hızlı yaşamak ve sürekli değişen bir dünyanın peşinden koşmak insanı her zaman taze tutmaz. Çünkü insanın asıl yenilenmesi, kendi iç dünyasıyla bağını koruyabildiği yerde başlar.

İnsan bazen yaşından önce, anlam dünyası yorulduğunda eskir. Merakını kaybettiğinde, kendini sorgulamayı bıraktığında, değişme ve gelişme ihtimaline kapılarını kapattığında içten içe uzaklaşmaya başlar. Oysa kendini tanımak; sadece güçlü yanlarını görmek değil, eksiklikleriyle ve sınırlarıyla yüzleşebilme cesaretidir.

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yakup'un yıllarca süren ayrılığa rağmen umudunu koruması bu açıdan dikkat çekicidir. O, yaşadığı acıyı inkâr etmedi; fakat Allah'ın rahmetinden de ümidini kesmedi. Çünkü insanı ayakta tutan, her şeyin kolay olması değil; zorlukların içinde bile yönünü kaybetmemesidir.

İnsan bazen kırgınlıklarıyla, önyargılarıyla ve değişmeye kapattığı kapılarla eskir. Oysa kalbini diri tutan, öğrenmeye devam eden ve iyiliğe açık kalan insanın yaşı ilerlese de ruhu canlı kalır.

Belki de gerçek gençlik, yılların azlığı değil; kalbin umutla, aklın merakla ve vicdanın iyilikle buluşabildiği yerdir.

Çünkü insan, zaman geçtiği için değil; yeniden filizlenebileceğine olan inancını kaybettiği zaman eskir.