BİR önceki yazımda MHP’nin Alanya’daki yeni yol haritasına mercek tutmuş, sıranın CHP’li Osman Tarık Özçelik ve onun 2029 vizyonuna geleceğini belirtmiştim. Ancak bugünün Alanya’sını ve yarının muhtemel senaryolarını sağlıklı analiz edebilmek için, öncelikle masadaki şartları doğru okumak gerekiyor. Siyaseten şartların eşit olduğunu söylemek elbette zor; toplumun bir kesimine ve muhalif belediyelere yönelik bu sistematik "muamelenin" halktaki karşılığını çok iyi analiz etmek şart. İnsan yaşamında da kamu yönetiminde de başarının en temel basamağı fırsat eşitliğidir. Siz bir öğrenciyi en küçük hatasında azarlayacağınızı, cezalandıracağınızı hissettirirseniz, o çocuk artık üretmez; sadece önüne konan ödevi yapar ve geri çekilir. Çünkü korku, inovasyonu ve cesareti acımasızca öldürür. Bugün sokakta Alanya Belediyesi’nin çalışmalarına dair her kafadan bir ses çıkıyor; memnun olan da var, memnun olmayanda... Demokrasi tam olarak bu çok sesliliktir ve elbette ben de kendi penceremden gördüklerimi aktaracağım. Gün geçmiyor ki Osman Başkan hakkında "AK Parti'ye geçecek" ya da "CHP'den istifa edecek" gibi iddialar yazılıp çizilmesin. Bu soruların cevabını net olarak biliyorum ve buradan açıkça ilan ediyorum: Osman Başkan başka bir partiye geçmez; eğer CHP'den istifa edecekse de buna ancak yol arkadaşları ve Genel Başkan Özgür Özel’in atacağı adımlara göre karar verir. Bu konuyu şimdilik burada kapatıyorum.

​Türkiye’de özellikle CHP üzerindeki siyasi ve hukuki baskılar görünür şekilde arttı. Burada da ister istemez akla şu soru geliyor: Neden hep muhalif belediyeler "şüpheli" ilan ediliyor da diğerlerine sütten çıkmış ak kaşık gibi davranılıyor? İşin ironisi bir yana, eğer ortada bir yolsuzluk varsa sonuna kadar gidilsin; ancak adalet, sadece bir mahalleye uğradığında insanlar sorgular.

İşte tam bu noktada, sokağın diline hâkim olan o güçlü duygu devreye giriyor: "Baskı var, rahat bırakmıyorlar ki çalışsın." Eğer Osman Tarık Özçelik, bu yaratılan baskı iklimine rağmen dengeli gitmeyi başarabilirse ki başaracaktır, 2029’daki en büyük siyasi sermayesi bu mağduriyet ve "çalıştırılmama" algısının getirdiği toplumsal koruma kalkanı olacaktır. Bugün vatandaşın gözünde "az yaptı, çok yaptı" tartışması, bu makro siyasi baskının arkasında ikinci planda kalıyor. Belediye şu an bütçeyi sarsmadan, çok açılmadan planlı bir strateji yürütüyor ve kabul etmek gerekir ki her geçen ay vites yükseltiyor. Ancak bu durum, yereldeki kronik sorunları görmezden gelmemize asla sebep olamaz. Yapıcı bir eleştiri getirmek gerekirse; Alanya'nın yıllardır kanayan yarası olan otopark sorunu ve hem motosikletlerin hem de otomobillerin istila ettiği kaldırım işgalleri can sıkmaya devam ediyor. Başkan Özçelik, görevinin ilk aylarında bu konuda çok daha aktifti ve denetimler göze çarpıyordu; fakat şu sıralar sahada bu kararlılığı göremiyoruz. Elbette bu sadece belediyenin tek başına çözeceği bir zabıta meselesi değil; emniyetle ve kurumlar arası istişareyle çözülecek bir koordinasyon işidir. Ancak o kaldırımların yayalara ait olduğu artık kent hafızasına tescillenmelidir. Bir diğer hassas nokta ise ASAT’ın altyapı çalışmaları, sinek ilaçlama eksiklikleri ya da su kesintileri doğrudan Alanya Belediyesi’nin hanesine eksi olarak yazılıyor. Vatandaş "Büyükşehir yetkisinde" diyerek görev tanımına bakmaz; "O da CHP’li, bu da CHP’li, otursunlar çözsünler" der. Özçelik’in bu algıyı kırmak adına ilgili kurumlarla koordinasyonu hızlandırması şarttır. Son olarak, Alanya’da ara sokaklara inildiğinde kentin estetiğini bozan, boyası dökülmüş, bakımsız binalar ciddi bir çevre kirliliği yaratıyor. Belediye, kent estetiğini korumak adına bu binaların dış cephe restorasyonu ve boyanması için bir teşvik ya da zorunluluk mekanizması geliştirebilir. Siyasetin ve yerel yönetimin değişmez kuralıdır: Oy vatandaştadır ancak onu almanın yolu sadece dökülen betondan, açılan yoldan geçmez. Bazen adalet duygusu, bazen de maruz kalınan haksızlığa karşı duruş, hizmetin bile önüne geçer. Gönül isterdi ki iktidar tüm belediyelere aynı titizlikle yaklaşsın, milletin hakkını yiyen kim varsa "Gel bakalım" desin; işte o zaman gerçek adalet sağlanır ve tüm şüpheler dağılırdı.

Esen kalın…