SEÇİM dönemi salonlarda o büyük yeminler havada uçuşur.
Önce aday adaylığı yarışına girerler. Göğüslerini gere gere, "En sağlam, en saf parti neferi biziz" diye ortalıkta gezinirler.
Listeler yapılır, meclis üyeleri dizilir.
Sokaklar afişten, broşürden geçilmez; eş, dost, akraba kapıları aşındırılır.
Yeminler edilir: Devletin, milletin tek kuruşuna tenezzül edilmeyeceğine kefil olunur. Karakterin demirden, vicdanın mermerden olduğu söylenir.
Sonra düğün biter, balayı biter…
Bir de bakarsınız ki o "kefil olunan" karakterler, siyaset arenasını buz pateni pistine çevirmiş. Oradan oraya kayan, kendini vazgeçilmez sanan, özgüven bunalımından gözü dönmüş "kayganlar" çıkagelir.
Başkan koltuğuna oturduğu an, kılıcın her tarafı jilet olur; istediğini keser, istemediğini budar.
İşte o an, garip bir mutasyon başlar.
İnsanların eli eğrilir, dili eğrilir, beli bükülür ama kibirden. Ahlaki değerler sıfırlanır, zaaflar birer birer dökülür ortaya. Adı konulamayan o hastalık: Güç zehirlenmesi.
Elbette bu densizliğin tek müsebbibi onlar değil.
Biz seçmenlerin de milli sporu vardır: Yalakalık. "Başkanım şöyle müthişsin, böyle dâhisin" dedikçe, o gizli gaz yüklenir ve zehir zirveye ulaşır.
Yıllardır konuştuğumuz hikâyeler hep aynı: İmar yolsuzlukları, emsal artışları, ihale kıvraklıkları ve midenizi bulandıran nice rezillik.
Yerel seçimlere daha çok var ama madem kalem eldedir, şimdiden bir uyarı çakalım:
81 ilin, yüzlerce ilçe ve beldenin belediye koltuğuna göz dikenler...
Eğer çantanız kirliyse, niyetiniz bozuksa, namus kavramı sizin için sadece laftan ibaretse, sakın aday olmayın!
Sadece onlara mı? Hayır. İl ve ilçe teşkilatlarından genel merkezlerin o lüks odalarına kadar uzanan bütün silsileye sesleniyoruz: Şehirlerimizi emanet edeceğimiz insanlar; paraya, pula değil, namusa, onura ve haysiyete doymuş olsunlar.
Eli eğri, zihni bulanık, müptezel tiplere paye vermeyin artık.
Çünkü millet usandı ve demokrasiden soğuyor insanlık. İnanın, en tehlikelisi de budur. Mühür eldedir ama vicdan çoktan fire vermiştir.
Esen kalın...