​SUYA sabuna dokunmadan el yıkanmaz. Biliyoruz. Yerelde yaşanan o sıkışmışlığı, asfalttaki çatlağı, turistin elinde eriyen cüzdanı, muhatabına bakmadan yazıyoruz.

​"Hep olumsuzlukları yazıyorsunuz" diyen okurlarımız var elbette.

Haklılar mı?

Bir de o pencereden bakalım diyoruz bugün.

​Alanya’nın nüfusu yıllar içinde katlanarak arttı. Otel sayıları öyle. Dağ, taş, ova lüks rezidanslarla doldu, betonun rengi gökyüzünün mavisine kefen biçti. Esnaf sayısı arttı.

Demek ki bu şehirde bir ticaret var ve en önemlisi, bir kazanç var. Genel ekonominin fıtratında vardır bu; bir tabela iner, bir tabela kalkar. İflas eden firmayı bir başkası devralır, çark döner.

Olan, o dükkânın sahibine olur.

Bir işyeri kapanır, hemen yan dükkânı bir başkası kiralar.

Oda kaydı, vergi kaydı, ruhsat derken sistem kendi ölüsünden yeni bir diriliş üretir.

Olan, kepengini indiren garibana olur. Hayat, ironisini acımasızca yazmaya devam eder.

​Mesela ironiden açılmışken...

Biz emekliler çok yüksek maaş alıyoruz ya! Her gün pirzola, biftek...

E, belirli bir yaşta olmanın, o kırmızı etin getirdiği gut hastalığı var tabii. Oysa az maaşla, daha çok sebze ile beslenerek sağlıklı kalıyor ve hayvan popülasyonunun artmasına da bir nevi destek oluyoruz.

Efendim, eskiden kilolarla kavurma kıyma alırdık. Doğrudur, alırdık.

​Nasreddin Hoca bir gün hamama gitmiş. Oturmuş hamam kurnasının yanına ne ilgilenen var ne alaka gösteren. Diğer müşterilerin başında tellaklar fır fır dönüyor. Hoca ses yükseltince, nihayet biri gelip başından savmış: İki kese, bir sabun. Hoca çıkarken o tellağa hamam ücretinin iki katı bahşiş vermiş.

​Aradan birkaç hafta geçince, aynı hamama tekrar gitmiş. Tüm tellaklar, keseciler el pençe divan karşılamış. Bir ikram, bir izzet, bir ilgi... Güzelce yıkanmış, keselenmiş ve sadece hamam parasını ödemiş.

Tam çıkarken tellağın biri sormuş: Hocam, geçen günlerde geldin, aslında hiç hizmet edemedik ama çok yüksek bahşiş verdin. Şimdi hepimiz sana hizmet ettik ama sen bahşiş vermeden gidiyorsun?

​Hoca gülmüş:

O gün ödediğim bahşişi bugünkü hizmete sayın, hadi eyvallah.

​Bizler de o yıllarda yediğimizi içtiğimizi bu günlere sayalım.

​Dediğim gibi; Alanya’da hayat bir şekilde akıyor. Elbette zar zor geçinenler var. Zarar edenler, işi kötü gidenler... Ama buna rağmen hep bir umut, görünmez bir hareketlilik var.

​Hızlı dönemlerde inşaat işine girmiş bir arkadaş dert yandı geçen gün: Beş dairem vardı, dördü kirada; hepsini satıp inşaatı bitireyim dedim, olmadı. Şimdi ben kiracıyım!

​Canın sağ olsun dedim. En azından ev sahibiyken kiracı olmuş, o derin empatiyi bizzat deneyimlemiş oldun.

​İşin esprisi bir yana, hayat devam ediyor. Sonsuz zenginlik de yok bu dünyada, sonsuz yoksulluk da.

​Yeter ki umutlar taze, beden sağlığı yerinde olsun.

​Esen kalın.