ALANYA’DA aylar geçiyor, konuşulanlar hep aynı: Deniz kirliliği, mikroplastikler, yayılan kötü kokular, çevre felaketleri ve ardı arkası kesilmeyen orman yangınları...

Bir de buna eklenen, dikiş tutturamamış kötü bir sezon ve derinleşen ekonomik sıkıntılar var.

​Gelin, çerçeveyi birlikte büyütelim, manzaraya biraz uzaktan bakalım.

​Biz Alanya’nın neyini pazarlıyoruz dünyaya?

Denizini, güneşini, eşsiz doğasını.

Peki, en çok neyden şikâyet ediyoruz içeride?

Deniz kirliliğinden ve o masmavi doğanın, yeşil örtünün her geçen gün hoyratça betona gömülmesinden.

​Nasıl bir kısır döngü değil mi? İçinde yaşarken bizim bile tahammül edemediğimiz, her köşesinden şikâyet ettiğimiz bir Alanya’ya turist çekmeye çalışıyor turizmciler.

O fuar senin, bu fuar benim geziliyor, tanıtımlar yapılıyor. "Bindiğin dalı kesmek" tam da bu olsa gerek.

​Sabah yürüyüşünde dikkatimi çekti.

Yerleşik yabancı bir grup insan, ellerinde poşetler, sokak sokak çöp topluyordu. Hem utandım hem yüzüm kızardı.

​Peki, onları çevreye bu kadar duyarlı hale getiren öğretiler neler? Nerede başlayıp da bir insan karakteri, bir hayat felsefesi haline geliyor bu bilinç?

​Önce ailede, sonra okullarda ve sokakta... Anne baba yedikleri çekirdeğin kabuğunu oturdukları bankın dibine fırlatırsa, bunu gören çocuk için bu vahşet normalleşir, sıradan bir davranış haline gelir.

İşin bireysel boyutu bu; büyür, serpilir, devasa bir toplumsal sorun olarak geri döner. Şehri şöyle bir turlayın; ormanların, yol kenarlarının, mesire alanlarının hâline bir bakın.

Aslında bizim çevre duyarlılığımızın karne notu, oracıkta bütün çıplaklığıyla önümüzde duruyor.

​Gelelim en son patlak veren o skandala.

​Dağın dibine villalar yapmışlar. Dört bir yanı orman... Alanya’nın kronik dertlerinden biridir bu; bir yerin sağı, solu, önü, arkası orman, tam ortası nasıl olduysa tapulu arsa veya tarla! Ne kanalizasyon var ne altyapı...

Çıkan bütün o foseptik atıkları ise doğrudan dereye akıyor. Sonunda yakayı ele verdiler.

​İnsanın, kendi evini, kendi yurdunu bu kadar zehirlemesi hangi akla, hangi vicdana sığar? Bir insan bu kötülüğü neden yapar?

​Aslında işin aslı astarı çok net: Kanalizasyon sistemi ve altyapısı tamamlanmamış hiçbir yere inşaat ruhsatı vermeyeceksin.

O ruhsatı vermediğin an, sorun kendiliğinden çözülür.

​Deniz kirliliğiyle ilgili Alanya kamuoyundan yükselen haklı sesler var; fakat çevreye karşı bu kadar duyarsız olmamızın ardında, alınmayan ne ahlaki ne de hukuki tedbirler yatıyor.

Kabahatler Kanunu gibi caydırıcı yollar var elimizde ama sanırım o yollar hep çıkmaz sokak olarak kalmaya mahkûm, çünkü uygulayan yok.

​Mesela mesire alanları, piknik yerleri, parklar...

Belli saatlerde sıkı denetimler yapılsa, doğaya hoyratça zarar verenler, çerini çöpünü bu cennetin ortasına bırakıp gidenler birkaç kez ağır para cezası yese, o duyarsızlık da düzelir diye düşünüyorum.

Esen kalın...