Siz de bazen kendi çocukluğunuzun geçtiği ev ile bugün çocuklarınızı büyüttüğünüz ev arasındaki mesafeye bakıp bocaladığınızı hissediyor musunuz?

Dünya hiç olmadığı kadar hızlı dönüyor. Teknolojiden alışkanlıklara, iletişim biçimlerinden gündelik yaşam ritmine kadar pek çok şey değişti. Bizim çocukluğumuzda kapının önünde oynayan çocukların yerini bugün ekranların başında büyüyen çocuklar aldı. Bir zamanlar aileden, okuldan ve mahalleden öğrenilen pek çok şey artık dünyanın her yerinden birkaç saniye içinde evlerimize ulaşıyor.

Bu değişimin ortasında ise değişmeyen, en azından değişmemesi umulan bir kale var: Aile.

Bugün pek çok anne baba, kendi büyüdüğü evin kuralları ile çocuklarının büyüdüğü dünya arasındaki mesafeyi kapatmaya çalışıyor. Aklımızda aynı soru var:

“Doğru yolda mıyız, yoksa yönümüzü mü kaybettik?”

Aslında ne yönümüz kayboldu ne de yolumuz. Değişen, biraz da o yola bakışımız ve kullandığımız yöntemler.

Eskinin otoriteye ve daha katı kurallara dayalı disiplin anlayışının bazı biçimleri, günümüz çocuklarının dünyasında aynı karşılığı bulmuyor. Bugünün çocukları ve gençleri, yalnızca ne yapmaları gerektiğini değil, nedenini de anlamaya; dinlenmeye ve kendilerini ifade etmeye ihtiyaç duyuyor. Bu, başlı başına bir disiplinsizlik değil.

Fakat burada başka bir yanılgıya da düşmemek gerekiyor:

Çocuğu anlamak, her davranışını onaylamak değildir.

Sınır koymak hâlâ gereklidir. Fakat sınırın nasıl konulduğu, bazen sınırın kendisi kadar önemlidir. Ebeveynlikte kontrolü bağ kurmakla karıştırmamak gerekir. Kontrol çocuğu dışarıdan yönetebilir; bağ ise içeriden yön bulmasına yardımcı olur.

Çocuğun dünyasına girmek, onun teknolojisini birebir taklit etmek değildir. Asıl mesele, ekranın arkasında ne aradığını, kalabalıkların içinde neden yalnız hissedebildiğini anlayabilmektir.

Belki çocuklarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey, her sorunun cevabını bilen anne babalar değil; soru sorduklarında yanlarında bulabilecekleri anne babalardır.

Geleneksel değerlerimiz ile modern dünyanın imkânlarını birleştirmek mümkün. Köklerimize sahip çıkarken dallarımızın yeni rüzgârlara açılmasına izin verebiliriz.

Asıl mesele, neyi koruyacağımızı ve neyi değiştireceğimizi ayırt edebilmek.

Saygıyı, sorumluluğu ve aile bağlarını koruyabiliriz; fakat bunları korkuyla değil güvenle güçlendirebiliriz. Sınır koyabilir, aynı zamanda çocuğumuza o sınırın içinde kendisi olabileceği bir alan bırakabiliriz.

Kusursuz ebeveyn olmaya çalışmak yerine güvenilir ve samimi bir yetişkin olmayı önemseyebiliriz.

Çünkü aileyi ayakta tutan şey, zamanın hiç değişmemesi değil; değişen zamanın içinde birbirimize ulaşmanın yollarını yeniden bulabilmemizdir.

Yeter ki geçmişin kapısını tamamen kapatmadan, bugünün penceresini de açık tutmayı başarabilelim.