Hiç düşündünüz mü?

Bir gün boyunca hiçbir şey saklamadığınızı...

Bilmediğiniz yerde "Bilmiyorum." dediğinizi...

Yanıldığınızda "Haklısın." diyebildiğinizi...

Yorulduğunuzda "Artık gücüm kalmadı." diye itiraf ettiğinizi...

Gerçekten ne olurdu?

İnsanlar size daha mı az değer verirdi?

Yoksa ilk defa, gerçekten sizi mi görürlerdi?

Belki de hayatımızın en büyük yorgunluğu, eksiklerimiz değil; onları sürekli saklamak zorunda hissetmemizdir. Çünkü çoğumuz kusurlu olmaktan çok, kusurlu görünmekten korkuyoruz. Bu yüzden bilmediğimiz konuda konuşuyor, yorulduğumuz hâlde güçlü görünmeye çalışıyor, hata yaptığımızda ise gerçeği kabul etmek yerine kendimizi açıklamaya uğraşıyoruz. Aslında başkalarını değil, zihnimizde kurduğumuz kusursuz insanı ikna etmeye çalışıyoruz.

Oysa insan ilişkilerini ayakta tutan şey mükemmellik değildir. Hayatımızda en çok güvendiğimiz insanları düşünelim. Onlar hiç hata yapmayan insanlar mıydı? Yoksa hata yaptığında özür dileyen, bilmediğinde soru soran, gerektiğinde "Bu konuda yanılmışım." diyebilen insanlar mıydı? Güven, kusursuzluktan değil; samimiyetten doğar.

Kur'an-ı Kerim de insana kusursuzluk yüklemez; sorumluluk yükler. Hz. Âdem'in kıssasında öne çıkan şey, hata etmiş olması değil; hatasının ardından Rabbine yönelmesidir. Şeytanın trajedisi ise sadece yanlış yapması değildir; yanlışını haklı göstermeye çalışmasıdır. Demek ki insanı yücelten, hiç düşmemesi değil; düştüğü yerde hakikate sırtını dönmemesidir.

Bir çocuğu yürümeyi öğrenirken izleyin. Defalarca düşer. Her seferinde yeniden ayağa kalkar. Ne kendisi düştüğü için utanır ne de onu sevenler gözündeki değerini azaltır. Çünkü herkes bilir ki yürümek, düşe kalka öğrenilir. Ne zaman ki büyürüz, düşmekten değil; düşerken görülmekten korkmaya başlarız. İşte o gün öğrenmek yerine rol yapmaya, gelişmek yerine görünmeye emek vermeye başlarız.

Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur: Bunca zamandır eksik görünmemek için neyi kaybettik? Kaç kez "Bilmiyorum." demediğimiz için öğrenme fırsatını kaçırdık? Kaç kez özür dilemediğimiz için bir gönlü onarmayı erteledik? Kaç kez güçlü görünmeye çalışırken içimizdeki yorgunluğu büyüttük?

Belki de eksik görünsek sandığımız kadar bir şey kaybetmeyecektik. Ama eksik görünmekten korkarak; öğrenmenin tevazusunu, ilişkilerin samimiyetini ve insan olmanın en güzel tarafını kaybettik. Çünkü insanı değerli yapan, kusursuz görünmesi değil; hakikatin karşısında maskesiz durabilmesidir.