İlk bakışta bu cümle tuhaf gelebilir. Çünkü doğruyu güvenli, yanlışı ise tehlikeli görmeye alışığız. Oysa hayat, bize başka bir şey öğretir. İnsan çoğu zaman yanlış yaptığı için değil; doğru olanı yerinden ettiği için yanılır. Çünkü her doğru, kendi sınırları içinde anlam taşır. Yerini kaybettiğinde ise yol gösteren olmaktan çıkar, yön şaşırtmaya başlar.

Hayatın en zor tarafı da budur. Çoğu zaman önümüzde doğru ile yanlış arasında bir seçim durmaz. Asıl imtihan, iki doğru arasında denge kurabilmektir. Ne zaman konuşmalı, ne zaman susmalı? Ne zaman affetmeli, ne zaman "dur" demeli? Ne zaman sabretmeli, ne zaman itiraz etmeli? Bu soruların tek bir cevabı yoktur. Aynı davranış, farklı bir zamanda hikmete de dönüşebilir, hataya da.

İnsan bazen dürüst olmak ister; fakat dürüstlüğü incitme özgürlüğü sanır. Bazen merhametli olmak ister; fakat merhameti, adaletin önüne geçirir. Bazen tevazu göstermek ister; fakat kendi değerini inkâr edecek kadar geri çekilir. Sorun doğrularda değildir. Sorun, doğrular arasındaki dengeyi kaybettiğimizde başlar.

Belki de bunun için hikmet, sadece bilgi sahibi olmak değildir. Bilgi neyin doğru olduğunu gösterebilir; fakat hikmet, o doğrunun nerede, ne zaman ve nasıl yaşanacağını öğretir. Hayatı ayakta tutan da çoğu zaman bilgi değil, ölçüdür. Çünkü ölçü kaybolduğunda en iyi niyetler bile beklenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Bugün yaşadığımız birçok tartışmaya bu gözle baktığımızda farklı bir manzara görürüz. Çoğu zaman insanlar doğrular yüzünden değil, doğruları tek başına yeterli gördükleri için karşı karşıya gelir. Bir değeri öylesine büyütürüz ki, onun yanında duran başka bir değeri göremez hâle geliriz. Oysa adalet merhametsiz, merhamet adaletsiz, cesaret hikmetsiz, özgürlük sorumluluksuz kaldığında eksik kalır. Erdemler birbirine rakip değildir; birbirini tamamlar.

Kur'an-ı Kerim'in "vasat ümmet" ifadesi de tam bu dengeyi hatırlatır. Buradaki "vasat", ortalama olmak değil; aşırılıklardan uzak, hakkı gözeten ve ölçüyü koruyan bir duruştur. Belki de bu yüzden Kur'an, sadece doğruyu göstermeyi değil, insanı ifrat ve tefritten korumayı da hedefler. Çünkü hayatın istikameti çoğu zaman büyük kararlarla değil, günlük tercihlerde korunan dengeyle şekillenir.

Teraziyi bozan şey bazen eksiklik değildir; bir kefenin gereğinden fazla ağır gelmesidir. Hayat da böyledir. İnsan bazen yanlış yaptığı için değil, doğru olanı tek doğru hâline getirdiği için savrulur.

Bu yüzden mesele sadece doğruyu bulmak değildir. Asıl mesele, her doğruyu hak ettiği yerde tutabilmektir. Çünkü bazen doğruyu kaybetmeyiz; onu anlamlı kılan ölçüyü kaybederiz.