"Bir gün..."

İnsan ömrünün en kısa ama en uzun cümlesi belki de budur.

Bir gün işler azalınca… Bir gün çocuklar büyüyünce… Bir gün emekli olunca… Bir gün borçlar bitince… Bir gün şartlar düzelince…

Hayatın en büyük vaatlerinden biri, sanki hep biraz sonradır.

Elbette insanın gelecek için plan yapması doğaldır. Fakat bazen fark etmeden yaşamayı da geleceğe erteleriz. Çünkü mesele sadece geleceği düşünmek değildir; bugünü, sürekli yarına hazırlık olarak görmeye başlamaktır. Oysa insan, yaşadığı anı yalnızca geçilecek bir durak gibi gördüğünde, hayatın en kıymetli bölümünü fark etmeden geride bırakabilir.

İlginçtir; yıllar sonra hafızamızda en çok yer edenler de çoğu zaman büyük başarılar değildir. Aceleyle geçip gittiğimiz bir akşam, içten bir sohbet, beklenmedik bir tebessüm, anneyle içilen bir bardak çay ya da vaktinde sıradan sandığımız bir gün... Hayat bazen en büyük anlamını, önemsemediğimiz küçük anların içinde saklar.

Modern çağın en belirgin çelişkilerinden biri de budur. Hayatı kolaylaştıracak sayısız imkâna sahibiz; fakat hayatın kendisine ayırdığımız dikkat giderek azalıyor. Bir işi bitirince diğerine, bir hedefe ulaşınca yenisine yöneliyoruz. Sanki yaşamak değil, sürekli yetişmek zorundaymışız gibi... Oysa ömür, tamamlanacak bir liste değil; anlamlandırılacak bir yolculuktur.

Belki de bu yüzden insan, geriye dönüp baktığında en çok yaptıklarını değil, ertelediklerini hatırlar. Söylenmeyen bir teşekkür, edilmeyen bir ziyaret, dinlenmeyen bir dost, sarılmaya fırsat bulunamayan bir anne, sürekli sonraya bırakılan bir iyilik...

Kur'an-ı Kerim'in zamana yemin ederek başlaması boşuna değildir. Çünkü zaman, sadece akıp giden saatler değildir; insanın kendisini inşa ettiği en büyük emanettir. Kaybedilen şey yalnızca dakikalar değil, o dakikaların içinde yaşanabilecek anlamdır.

Belki de hayatın değeri, ne kadar uzun sürdüğünde değil; ne kadar fark edilerek yaşandığında gizlidir. Aynı ömrü yaşayan iki insandan biri geride anlamlı izler bırakırken, diğeri hep başlayacağı günü bekleyebilir. Çünkü ömrü zenginleştiren, yılların çokluğu değil; yaşanan anların bilinçle doldurulabilmesidir.Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:

Hayatı gerçekten yaşıyor muyum, yoksa onu sürekli daha uygun bir zamana mı erteliyorum?

Çünkü ömür, bir gün başlayacak bir bekleyiş değildir. Hayat, tam da bugün fark edebildiğimiz kadar hayattır.