Kurumsal sportif organizasyonları çok fazla haz etmem. Halkın parası ile şampiyon olmayı başarı olarak görmem. Belediyenin statü olarak ne iş yapması gerektiğinin mevzuatta yazılı olduğunu bilirim. Yaşanabilir bir çevre, sineksiz, mavi bayraklı plajlar ve temiz bir Alanya...

Gelelim asıl konumuza. Belediye ve Belediyespor... Önceleri çok popüler olan, sonrasında kanun ile saf dışı olmayı bekleyen sporun yerel mecradaki son hali!

Londra, Barcelona Belediyespor takımlarını Avrupa arenasında gördünüz mü? Diye sorsam, “Bu soru da nereden çıktı?” dersiniz. Şaşırmayın. Duymaz ve göremezsiniz. Amatörlük, profesyonellik çizgisi dünyanın birçok yerinde sistemsel olarak çözülmüştür. Hizmet ayrı, spor ve sportif faaliyetler ayrıdır. Bizde yerel söylem; şarkıcı, türkücü ve kermes yüklüdür. Biraz da şehir efsanesine dönüşen sportif faaliyetleri yok sayamayız. Denizimiz var, yüzmede yok gibiyiz; bisiklette dünya şehriyiz, bisiklet yolunda tedarikçi kamyonlardan geçemiyoruz. Sporcunun ayağı kırılsa, diz kapağı dönse doktor raporu olmadan fizik tedaviye izin yok. Psikologdan randevu var, tatilden dönen yok. Yaşlılar için temizlik var, bir günden sonra eleman yok. Her şey var, bir şeyler yanlış; doğru olsa bile evrilerek yanlış kadere saplanıyor. İlaç var, araç var, sinekten geçilmiyor. Üstelik masmavi bayraklı deniz çöp kutusuna dönmüşken, varsa yoksa Alanya Belediyespor. Kadro süper, transfer cabası, tek hedef şampiyonluk. Diyelim ki olduk, vatandaşa faydası ne? Koca bir hiç... 25 yıldır amatör spora verdiği yardımı bir yılda harcayıp Avrupa’ya gitse ne olur ki? Alanyaspor, Kestelspor ve diğer amatörlere lojistik yardımın ötesine geçmeyen desteğin, altyapı ve tesisleşmede sınıfta kalan bir yapının kamusal zararı gözden geçirilmelidir...

Öyle bir serüven ki spor ve sporcunun güven duymadığı bir şehrin altyapısı yıllardır aynı kafaya teslim edilmiş. Birkaç başarı ile bazı kişiler sübvanse edilmiş, yetenekli sporcu sayısı antrenör sayısından az bırakılmış. Şehre can suyu olan Alanyaspor’un tesisine çivi vurulmazken, 1221 Kestelspor’un ve Belediyespor kulüplerinin geçerli bir adresi olmadığı, Türkiye’nin ilk ve tek TÜFAD’ı olan ilçesi olarak hâlâ bir ofisi yok iken, başarı pozlarınızın finansman kaynağı olarak manşet yapılsanız da beş yıl daha geçse hiç bir şeyin düzelmeyeceğidir.

Sporu, sınıfsal bir yapının içindeki tüm unsurları meta olarak gördüğümüz sürece başarısız oluruz. Yaptığınız işin kullanım değeri ve ne işe yaradığını bilmek, kazanmak için ön koşuldur! Karmaşık gibi görünen soruların karşılığına yanıt verecek olan var ise işte o zaman toplumsal sporun sosyal kazancı da sorgulanır ve karşılığını bulur. Hizmeti bireyselden kitlesele dönüştürmek belediyenin işidir. Hizmet amaç, spor araçtır. Oysa aracı olanın hizmeti kısır döngüye dönüştü mü değerini bir sonraki seçimde yitirir. Ne taraftar ne de kulüpler destek verir. Gücü olan sporda kazanır, hizmeti olan şehirde kazanır. Karışık bedenden şampiyon yaratmazsınız.

İlla bir kupa almak istiyorsanız, şehrin beden dilini sahaya yansıtın. Roma Belediyespor’u, Barcelona Belediyespor’u, Paris Belediyespor’u kendimize rakip görür isek işte o zaman kazancımız kupa değil, hizmet olur.