Sabah yataktan kalktıktan sonra beliniz ağrıyor, birkaç saat sonra boynunuz tutuluyor. Ya da akşam olduğunda omuzlarınızda bir ağırlık hissediyorsunuz. Hemen aklınıza aynı soru geliyor:

“Acaba fıtığım mı var?”

Oysa her bel ağrısı fıtık, her boyun ağrısı boyun fıtığı, her diz ağrısı da eklem aşınması değildir.

Bazen vücudumuzun bize anlatmaya çalıştığı şey çok daha basittir:

“Beni yeterince kullanmıyorsun.”

Modern yaşam, kaslarımızı fark ettirmeden tembelleştiriyor. Günün büyük bölümünü oturarak geçiriyoruz. Bilgisayar başında çalışıyor, telefon kullanıyor, kısa mesafeleri bile araçla gidiyor ve eve geldiğimizde dinlenmek için yine oturuyor ya da uzanıyoruz.

Vücudumuz ise bütün bunlara rağmen bizden hareket bekliyor.

Ağrı her zaman hasar anlamına gelmez

Ağrı, vücudun önemli bir uyarı mekanizmasıdır. Ancak ağrı hissettiğimiz bölgenin mutlaka “bozulmuş” olduğu anlamına gelmez.

Örneğin uzun süre aynı pozisyonda oturduğumuzda bazı kaslar sürekli çalışırken bazıları yeterince devreye girmeyebilir. Omuzlarımız öne düşebilir, başımız öne doğru taşınabilir, bel ve kalça çevresindeki kasların çalışma biçimi değişebilir.

Bir süre sonra vücut bu yük dağılımına tepki vermeye başlar.

Önce gerginlik, sonra tutukluk, ardından ağrı…

İşte bu noktada çoğumuz ağrının kendisine odaklanıyoruz. Oysa fizyoterapinin önemli görevlerinden biri, ağrının yanında hareket biçimini ve fonksiyon kaybını da değerlendirmektir.

Güçlü kas, sadece güçlü görünmek değildir

Kas denildiğinde çoğumuzun aklına büyük ve belirgin kaslar geliyor. Oysa kaslarımızın görevi yalnızca vücudumuza şekil vermek değildir.

Kaslarımız eklemlerimizi destekler, hareketlerimizi kontrol eder, dengeyi sağlar ve günlük yaşam aktivitelerimizi gerçekleştirmemize yardımcı olur.

Bir sandalyeden kalkmak, merdiven çıkmak, alışveriş poşetini taşımak, yere eğilip tekrar doğrulmak…

Bunların hepsi kaslarımızın koordineli çalışmasını gerektirir.

Bu nedenle fizik tedavide hedef her zaman “kasları büyütmek” değildir. Asıl hedeflerden biri, kasların doğru zamanda, doğru miktarda ve doğru hareket sırasında çalışmasını sağlamaktır.

En önemli kaslarımızdan biri bazen hiç fark etmediğimiz kastır

Özellikle kalça çevresindeki kaslar günlük yaşamımızda çok önemli bir role sahiptir.

Uzun süre oturan kişilerde kalça çevresindeki kasların kuvveti ve dayanıklılığı azalabilir. Bu durum yürüyüşten merdiven çıkmaya kadar birçok hareketin mekaniğini etkileyebilir.

Benzer şekilde karın ve gövde kaslarının yeterince güçlü ve koordineli olmaması, bel bölgesinin günlük hareketler sırasında daha fazla yük altında kalmasına neden olabilir.

Burada önemli olan tek bir kası suçlamak değildir.

İnsan vücudu bir bütündür.

Ayaktaki bir problem dizin hareketini, dizdeki bir problem kalçanın çalışma biçimini, kalçadaki bir problem ise belin yüklenmesini etkileyebilir.

Bu nedenle iyi bir fizyoterapi değerlendirmesi yalnızca “Nereniz ağrıyor?” sorusuyla sınırlı değildir.

Peki ne yapmalıyız?

İlk olarak vücudumuzu daha fazla hareket ettirmeliyiz.

Ancak burada da önemli bir ayrıntı var:

Hareket etmek ile doğru hareket etmek aynı şey değildir.

Uzun süredir hareketsiz olan bir kişinin bir anda ağır egzersizlere başlaması doğru olmayabilir. Egzersizin kişinin yaşı, kondisyonu, mevcut şikâyetleri ve fiziksel kapasitesine göre düzenlenmesi gerekir.

Başlangıç için ise hayatımıza küçük hareketler ekleyebiliriz.

Her saat birkaç dakika ayağa kalkmak…

Kısa mesafeleri yürümek…

Asansör yerine merdiven kullanmak…

Telefonla konuşurken yürümek…

Gün içerisinde birkaç basit kuvvetlendirme ve esneklik egzersizi yapmak…

Küçük görünen bu davranışlar zaman içerisinde büyük fark yaratabilir.

Vücudunuzu sadece ağrıdığında hatırlamayın

Fizik tedaviye çoğu kişi ağrı başladıktan sonra başvuruyor.

Oysa fizyoterapinin koruyucu yönü de en az tedavi kadar önemlidir.

Hareket kapasitemizi korumak, kas kuvvetimizi sürdürmek, dengemizi geliştirmek ve doğru hareket alışkanlıkları kazanmak; ileride ortaya çıkabilecek birçok kas-iskelet sistemi probleminin yönetilmesine yardımcı olabilir.

Bu nedenle vücudumuzun bize verdiği sinyalleri küçümsememeliyiz.

Sürekli tekrarlayan ağrı, hareket kısıtlılığı, güç kaybı, denge problemi veya günlük yaşam aktivitelerinde zorlanma varsa bunu “Yaşlandık artık” diyerek geçiştirmemek gerekir.

Çünkü yaş almak doğal bir süreçtir.

Hareketsiz kalmak ise kader değildir.

Vücudumuz kullandığımız bir makine değil, hareket eden canlı bir sistemdir.

Ona ne kadar doğru hareket verirsek, o da bize o kadar iyi hizmet eder.

Belki de bugün ağrınızı susturmaya çalışmak yerine kendinize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

“Vücudum neden ağrıyor?”

Çünkü bazen ağrı, düşmanımız değil; vücudumuzun bize gönderdiği en önemli mesajdır.