Türkiye ve Türk milleti için çok daha güzel siyasi, kültürel atmosfer yaratmak mümkündür. Siyaset mezralarından ise çok çirkin rüzgâr estirilmektedir. Siyaset sözcü ve yorumcuları politikayı leh ve aleyhte yorumlarken fikir ve düşünce atmosferi gerçeklikten uzak iklimde sürdürülmektedir. Ekranlar günübirlik, reyting hevesiyle piknik alanı gibidir. Her program aynı konu ve söylemlerin tekrarından ibarettir. Siyaset dedikodu cennetine çevrilmiştir. “Yalan haberi yayma ve halkı yanıltma” suçu gerekçesiyle sorgulanmaya kadar uzanan fiiliyat söz konusudur. İlimsiz siyaset, kuru politikadan ibarettir. Kör kuyuya atılan tek taşı sürü yorumcunun çıkartmaya kilitlenmesidir. Ülke siyasetçileri mitolojik Olimpos kahramanlığı peşindedir.

Millî hassasiyeti yüksek, tutarlı, oturaklı, ağırbaşlı, ilmi ile amel ettiği duruşundan, söz ve gözlerinden okunan değerler, erdemliler de az değildir. Bilim ve düşünce tarzı, hatipliği, bilgi donanımını ortaya koymaya çalışan diplomat, liyakatli fikir adamları fazlaca dinlenmemektedir. Kötülüğü tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir ama iyiliği arttırmak mümkündür. İbadethaneler, düğünler politika meydanına dönmüş, siyasi yorumlar, politik saplantı, taassup, aşırı, fanatik, düşmanca saldırı kültürü köşk kurmuştur.

Türk kültür hareketine “sağ-merkez-sol” kavramı adı altında üç farklı alanı Batı kültürü açmıştır. Merkez ortak değerler bileşkesidir. Merkez beden, sağ-sol azadır. Güncelde merkez “yok” sayılmakta, millî kültür “sağcı-solcu” diye dilimlenmektedir. Sistem ise “iktidar-muhalefet” ikileminde tıkanmıştır. Seçim sathı küçük, kilit partilerin elini güçlendirecektir. Bilimsel siyaset politize edilmiş, particilikten ileriye gitmemektedir. İlmi ile amel kültüründen uzaktır. Politikanın tek derdi “iktidarda kalma veya iktidara yürüme” hayalidir. Siyaset, yakındakilerle konuşur gibi hitap edip uzaktakilerin dikkatini çekebilmektir. Güncelde ise lider ittifakıyla birliktelik peşindedir. Seçmen koyun sürüsü sanılmaktadır. Yorumcu gündemi koyunlaştırma üzerine kurguludur. Her genel başkan özünü lider zannetmekte, öz yurdunda ittifak aramaktadır. Seçmenin karar, kültür, teveccüh, tercihi ise sandığın sırrında gizlidir. Sanki herkes herkesin özelini bilmek zorundadır.

İktidar siyaseti, AK Parti önderliğinde, Cumhur İttifakı adıyla siyaset sahnesinde ümmet ve liberal kapitalist alanda iktidarın devamı yönünde politika üretmektedir. Alanı idealizmin sahasıdır. Millî ülkü, Turan hedefini ümmet, Müslüman Birliği potasında eritmekte, sözde ırkçılığa savaş açmış, her türlü milliyetçiliği ayakları altına almıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranlar ırkçı olsalardı “Türkiye Cumhuriyeti Türk Devleti” adını koymazlar mıydı? “Ne mutlu Türk’üm diyene!” yerine “Ne mutlu Türk olana!” diyemezler miydi? Türk millî ülküsü tarihin hiçbir döneminde ırkçı olmamış, mazlumun imdadına koşmuştur. Türkiye ayrışmaz bütündür.

Muhalif siyasetin güç merkezi CHP’den Yeni Parti’ye sirayet etmiştir. İstanbul Belediye Başkanı, tutuklu Sn. Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı üzerinde politika üretilmektedir. Seçim sathına değin adaylığı önüne engel, takoz konmuştur. Güncelde muhalif siyaset paramparça durumdadır. Ülkedeki hâkim siyaset atmosferi merkezi yok saymakta, muhalefet bloğunun dağılması yönünde strateji geliştirmektedir. Muhtemel cumhurbaşkanı adaylarının Cumhur İttifakı yanlılarınca eleştirilmesi doğaldır. Muhalefetin ihtiyaç duyduğu potansiyel aday profilini eleştiri yağmuruna tutması anlaşılır değildir. Yorumcular akıl almaz sarmal içinde çırpınmaktadırlar. Merkez siyaset alanı “iktidar ve muhalefet” yorumcularının saldırısına maruzdur.

Medyaya göre potansiyel cumhurbaşkanı adaylarındandır. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Mansur Yavaş’ı Türkiye, Beypazarı Belediye Başkanlığı döneminden tanımaktadır. Geçmişi kendisinin kefilidir. Son birkaç yıldan bu yana Cumhurbaşkanlığı aday adaylığı üzerinde spekülasyonlar yürütülmektedir. Yetiştiği siyasi atmosfer üzerinden siyasetin merkezinde dikkat çekmekte, birleştirici, kucaklayıcı politika izlemektedir. Belediye başkanları doğal olarak partiden istifa etmese de parti rozeti kullanmaz. Cumhurbaşkanlığı makamı bu hususta daha da hassastır. Siyaset tarzı, yöntemi, stratejik atılımları ve hedefleri için aklını kullanmasını bilen şahsiyetlerden, Anayasa, yasa ve vatandaşa saygılıdır.

Başkentin Belediye Başkanı’nın Cumhurbaşkanı ile görüşmesi gayet doğaldır, polemik konusu yapılmamalıdır. Tüm siyasi liderler Cumhurbaşkanı ile görüşmeli, ekranlarda tartışmalı, düşman politikası son bulmalıdır. Belediye Başkanları için parti taassubu, parti değiştirme, transfer; omurgalı, ilkeli siyasetçilerin işi değildir. Hiçbir partinin blok oyu Cumhurbaşkanını seçmeye yetmez. Seçim için seçmen gönlünde taht kurulması esastır. Bir iyi siyasetçinin blok rey anlamında parti desteğine ihtiyacı olsa da partisiz seçmen ve karşıt parti seçmeninden gelecek reylerin rengi, iktidarın yolunu açan en hassas kapıdır. Mesaj ve demeçlerinde diplomatik liyakate sahip devlet adamlığı vasfı öne çıkmaktadır. En azından Alanya’dan böyle gözükmektedir. Demokrasi istişare kültürüdür. Seçimleri hayırlı nasiple nitelendirmek, taçlandırmak gerekir. Herkesin her şeyi bilmesi de gerekmez. Siyasetinde kendisine öz sırları vardır.