​SİYASETİN Ankara salonlarında yankılanan o beş yıldızlı tartışmaların sokağa indiğinde nasıl bir sessiz çığlığa dönüştüğünü görmek için allame-i cihan olmaya gerek yok.

ASAL Araştırma’nın önümüze koyduğu o son anket, aslında bir istatistik değil, bir toplumsal muhtıradır.

Soru net: “Türkiye’nin sorunlarını kim çözer?” Cevap daha net: “Hiçbiri!” Yüzde 35,5... Ne AK Parti diyor millet ne CHP ne de diğerleri.

Sandığın rengi griye, gönlün rengi yokluğa çalıyor.

Bu sonuç, toplumun siyaset kurumuna kestiği en ağır faturadır. Siyasetçi konuşuyor, vatandaş ise sadece bakıyor.

Ama görmüyor; çünkü baktığı yerde karnını doyuracak ekmeği, çocuğunun geleceğini, mutfağındaki yangını söndürecek bir el göremiyor.

​Ankara’da siyasetin üst yapısı başka telleniyor, millet başka dertleniyor.

Bir yanda belediyeler üzerinden yürütülen o bitmek bilmeyen soruşturmalar ve artık toplumda inandırıcılığı kalmayan operasyonlar.

Diğer yanda ise bir hafta önce 150 lira olan patlıcanın, ertesi hafta 40 liraya düşmesindeki o izahı olmayan denklemi çözmeye çalışan vatandaş.

Üreten perişan, tüketen isyanda! Ama gel gör ki, bu dram ne iktidarın manşetinde ne muhalefetin kürsüsünde. Onlar kendi repliklerini ezberlemiş, ışıklar altındaki tiyatrolarına devam ediyorlar.

Oysa 85 milyonun gerçek sahnesi; mutfak tezgâhı, pazar tezgâhı ve ay sonu gelmeyen maaş bordrosu.

​Gelin, o Hiç Biri Partisi'ne gönüllü aslında mecbur yazılanların nüfus kağıdına bakalım: Emekliler; ömrünü bu vatana vermiş, şimdi ise market rafındaki etikete bakarken "Sabır" diyen o boynu bükük çınarlar.

Onlar için siyasetin süreci de dosyası da boş laf.

Onların derdi, bayram ikramiyesiyle toruna bir ayakkabı alıp alamayacağı.

Asgari ücretliler; doktorların bile çözemediği bir formülle ay sonunu getirmeye çalışan, kirayı verince nefesi kesilen milyonlar.

Siyasetin kavgasını değil, evdeki tencerenin kaynamasını bekliyorlar. Kaynamayınca da Hiçbiri diyorlar. Gençler; yarını bugünden çalınmış, hayalleri bir bilet parasına sıkışmış olanlar. Siyasetçinin geleceğimizsiniz edebiyatına artık karınları tok.

Küçük esnaf; sabah siftahı huzur olan ama akşam kepengi borçla kapatanlar.

​Siyaset, toplumun nabzını tutmayı bıraktı, kendi tansiyonunu ölçmekle meşgul. İktidar kendi hikayesini, muhalefet kendi kavgasını anlatıyor.

Ama halkın ekmek ve adalet hikayesi sahipsiz kalmış durumda. Hani derler ya; "Sesin değil, sözün kuvvetli olsun." Siyasetin sesi çok çıkıyor ama halkın derdine derman olacak sözü kalmamış. İşte bu yüzden HİÇ BİRİ Partisi sessiz sedasız iktidara yürüyor.

Halkın gündemiyle, siyasetin gündemi arasındaki o uçurum kapanmadıkça; o uçurumda sadece umutlar değil, güven de kaybolup gidecek.

Vatandaş diyor ki: “Bana masal anlatma, tencereyi anlat!” Bakalım bu hiçlik duygusunu kim, ne zaman, nasıl anlayacak?

Yoksa Hiç Biri Partisi sandığın en büyük galibi olmaya devam edecek.

Ve olur da parti kurmak siyasete girmek isteyenler olursa, partiniz hazır siz sadece amblemi hazırlayın.

Esen kalın...