SEKİZ harf, tek bir kelime.

Söylerken ağızdan bir çırpıda çıkıyor, kendi meclisi var mı?

Var. Küçük bir parlamento gibi çalışır, kararlar alınır, eller kalkar iner.

Kendi bayrağı var mı?

Var. Logosuyla, renkleriyle bir aidiyet simgesidir.

Kendi başkanı var mı? Var. O kentin "şehremini" denilen ama bazen o emaneti unutan tek hâkimi.

Kendi bütçesi, kendi şirketleri, kendi holdingleri var mı?

Hem de nasıl! Bazı belediye iştiraklerinin cirosu, Anadolu'daki onlarca fabrikayı cebinden çıkarır.

Dedik ya; belediye aslında devlet içinde minik bir devlettir. Asıl güç imar yetkisinde.

​Bir sabah uyanırsınız, belediye meclisinden bir karar geçer...

Sizin tarlanızın olduğu yer bir anda "turizm tesis alanı" oluverir. Yan parsel "ticari alan" diye işaretlenir. Öteki tarafa "özel sağlık alanı" damgası vurulur. Kimin yeri ihya edilecek, kimin yeri atıl kalacak; bir imar planıyla dudakların arasındadır.

Ve o meşhur, o sihirli, o milyon dolarlık kelime: Emsal…

​İşin püf noktası, bütün o rezidansların, o gökdelenlerin, o beton yığınlarının ruhu bu kelimede saklıdır. Diyelim ki 1000 metrekare bir arsanız var. Emsal 0.80 ise, sadece 800 metrekare inşaat yapma hakkınız vardır. Mütevazı bir yapı.

Ama bir "dokunuş" gelir, emsal 1.50 olur... Oldu mu size 1500 metrekare?

Yetmez! Bir "gece yarısı operasyonuyla" emsal 2.10’a çıkarılırsa, o 1000 metrekarelik topraktan tam 2 bin 100 metrekarelik inşaat alanı fışkırır.

​Bitmedi. Bir de terkler var. Yüzde kaç alınacak? Alt limit mi uygulanacak, üst limit mi?

Ada içinde parsel kaydırmalar, yer değiştirmeler... Bir bakmışsınız, kıymetli yeriniz gitmiş, "Fizan" dediğimiz en ücra köşeye sürülmüşsünüz. Şimdi bu devasa çarkın içinde rant olur mu diye soruyorlar. Şaka mı yapıyorsunuz?

İsteyen, elini kolunu sallaya sallaya, kılıfına uydura uydura o rantın dibine vurur.

​Gelelim madalyonun diğer yüzüne. Bu imar oyunlarını, bu ihale listelerini, bu kadrolaşmaları sadece muhalefet belediyeleri mi yapar?

Diyelim ki yapıyorlar. Peki ya diğerleri? Sütten çıkmış ak kaşık mı? Okurum Ankara'dan sesleniyor, ciğeri yanmış, adalete susamış: "Mansur Yavaş’a dokun, Ekrem İmamoğlu’na dokun. Varsa belgen, varsa kaydın, hukuk ne diyorsa onu yap. İtirazımız yok. Ama eğer Mansur’a dokunan el, yıllarca o şehri yöneten Melih Gökçek dönemini görmezden geliyorsa, o dosyaları raflarda çürütüyorsa, bu operasyonun inandırıcılığı kalmaz!"

​Çok doğru. Çünkü yolsuzluk, sadece "karşı mahallede" olduğunda suç sayılmaz.

Yolsuzluk, kim yaparsa yapsın topluma ihanettir. Ama eğer siz sadece muhalif belediyelerin kapısına müfettiş yığıp, kendi belediyelerinizin önünden bile geçmiyorsanız, o yolsuzluk iddiaları siyasetin gölgesinde kalır…

​Şahsi fikrim nettir: Kim halktan aldığı o kutsal yetkiyi, kendi cebini doldurmak, yandaşını zengin etmek için kullanıyorsa. Kim o mühürle halkın malına çökmeye kalkıyorsa...

Hukuk, partisinin rengine bakmadan ensesine çökmelidir. Sağcıymış, solcuymuş, şu partiliymiş, bu partiliymiş...

Geçelim bunları.

Vatandaş artık yorgun. Vatandaş artık adaletli bir paylaşım, şeffaf bir yönetim istiyor.

Bu millet, siyasi hesaplaşmaların değil, temiz bir toplumun hasretini çekiyor.

​Beledi-ye diyorduk...

​Siz onu "Beledi-ye-ye-ye- bitiremediler" diye okuyun.

Esen kalın