HER ay düzenli olarak Türkiye yerel medyasının ısıtıp ısıtıp önümüze koyduğu bir nakarat vardır: "Filan yer il oluyor!" Arkasından eklenir o meşhur siyasi slogan: “100 il, 1000 ilçe!”

​Şimdilerde bu bayatlamış konu yine gündemde. Sosyal medyada gezinirken sevgili Dr. Tahsin Biner’in bir paylaşımına rastladım ve üzerine bir haber patlattım. Tahsin Bey, popülist rüzgarlara kapılmadan, Alanya’nın il olmasının getireceği dezavantajları bir bir sıralamış. Doğrusu ilgimi çekti. Haberin altına gelen halk yorumlarını şimdilik bir kenara bırakıyorum; çünkü asıl ses siyaset arenasından geldi. Alanya’daki siyasi partilerin ilçe başkanları, "İl olmak hakkımızdır!" açıklamaları yarışına girdi.

​Ben bu meselede, altı doldurulmuş gerekçeli karşı çıkışlar ve destekleri içi boş popülist yaklaşımların önünde tutarım. Çünkü karşı çıkanın ve destek verenin heybesinde bilgi varsa üzerinde çalışılmış emek varsa haklı tereddütler var demektir.

​Normal şartlarda bir yerin il statüsüne kavuşması öyle "Ben istedim oldu" ile yürümez. Kanun teklifi verilir, TBMM Başkanlığı bunu doğrudan İçişleri Komisyonu’na havale eder. İşin ucu bütçeye, idari ve mali boyutlara dokunduğu için Plan ve Bütçe Komisyonu da tali olarak devreye girer. Sistem tıkır tıkır işler, yasama aşamaları tamamlanır ve Genel Kurul’a sevk edilir.

​Peki, bugün Alanya için Ankara koridorlarında böyle bir hareketlilik var mı?

​Açık konuşalım: Elbette yok.

​Şu an Meclis’te grubu bulunan hiçbir siyasi partinin "Şurası il olsun" diye verdiği, arkasında durduğu tek bir ciddi kanun teklifi bulunmuyor.

​Tahsin Hoca’nın altını çizdiği ekonomik gerçekler gün gibi ortada. Bir ilçeyi il yapmak, milyonlarca, hatta milyarlarca liralık devasa kamu yatırımı demektir. Mevcut ekonomik konjonktürde, bu bütçe yükünün altına girilmesi neredeyse imkânsız. Karşımızdaki tablo, sadece seçim dönemlerinde ya da gündem sıkışınca ısıtılıp heyecan yaratılan, altı tamamen boş bir söylemden ibaret.

​Sadece Tahsin Bey de değil; Yüksek Mimar Mustafa Temiz de haklı gerekçelerle il olmaya karşı çıkanlardan. Şöyle bir tespiti var ki kulak ardı edilemez: "Alanya bir metropol olursa, o kendine has turizm kimliğini tamamen kaybeder."

​Lehteki ve aleyhteki tüm görüşleri masaya yatırdığımızda, Alanya’nın çok ciddi yapısal sorunlarla boğuştuğu bir gerçek. Coğrafya devasa, sınır uçsuz bucaksız. Her yere belediyenin bütçesiyle koşmaya kalksanız kaynak belli, nefes yetmez. Vatandaş ise doğal olarak daha fazlasını, daha hızlı hizmeti ister.

​Bence Alanya, o tatlı "il olma hevesini" bir kenarda saklı tutmak kaydıyla, acilen Büyükşehir boyunduruğundan kurtulmanın yollarını aramalı.

​Çözümün formülü aslında yerinden yönetimde gizli: Kırsal mahallelerin yeniden eski köy statüsüne, yani tüzel kişiliğine kavuşması gerekiyor.

​Kurumsal Yatırım Desteği: Karayolları, DSİ, Köy Hizmetleri ve İl Özel İdaresi gibi güçlü devlet kurumlarının Alanya kırsalına doğrudan yatırım yapması sağlanmalı. Bu adım, Alanya Belediyesi’nin üzerindeki devasa bütçe yükünü hafifletir, nefes aldırır.

​Belki de Alanya’nın doğu ve batısında oluşacak iki yeni ilçe, yereldeki sorunlara acil ve yerinde müdahalenin önünü açacaktır.

​Yıllardır süren ve daha da sürecek olan "il olalım" tartışmaları Alanya’ya zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramıyor. Alanya’nın kurtuluşu bir tabela değişiminde değil; büyükşehir vesayetinden sıyrılıp, kendi kaynaklarına bağımsızca yönelmelidir, şimdilik.

Aksi takdirde, biz her ay bu il serabını izlemeye, Alanya ise sorunların gölgesinde kalmaya devam eder.

Esen kalın…