​ALANYA’DA 2026 turizm sezonunun artık son çeyreğindeyiz. Sezonun ilk çeyreğinde bu köşede, sektör yöneticilerinin ve otel sahiplerinin beklentilerini, endişelerini kaleme almıştım.

O günlerde masada İran-ABD-İsrail savaşının belirsizliği vardı.

Körfez ülkelerine gidecek turistlerin güvenli liman olarak Türkiye’ye yöneleceği beklentisi dillendiriliyordu.

​Ortadoğu’daki savaşa artık herkes alışıverdi. Öyle ki, barış sözü havada uçuştuğu an, savaş yeniden alevlendi.

İran’ın kolay lokma olmayacağını baştan söylemiştim; ABD’nin azı dişleri kırılınca, sanırım şu sıralar implantların çenelerine kaynamasını bekliyorlar.

​Peki, bugüne geldiğimizde tablomuz ne söylüyor?

Sektör yöneticileriyle yeniden konuştum. Haziran sonu itibarıyla Alanya’nın hemen her bölgesinde beklenen doluluk sağlandı; temmuz ve ağustosta ise oteller tamamen doldu.

​Elbette Alanya’dan vazgeçmeyenler yine Ruslar oldu.

Almanlar, Polonyalılar ve diğer Avrupa ülkeleri listedeki yerlerini aldı. Ancak sektörün en başındaki ismin kulağıma fısıldadığına göre, İskandinav ülkeleri artık Alanya’ya eskisi gibi ilgi göstermiyor.

Yerli müşteriler için yapılan kampanyalar ise en azından okulların kapalı olduğu dönemlerde etkili oldu.

​Son çeyreğe girdik girmesine de "Kazanç nasıldı?" sorusunun yanıtı karanlık.

Sektörün tanınan ismi özetledi: "Müşteri çok, para yok."

​"Nasıl yani? Otel ful çekecek, siz sıfır kasa...

Bu nasıl oluyor?" diye sordum. Sıraladı: Astronomik gıda giderleri, çalışana yetmeyen ama çalıştıranı perişan eden personel ücretleri, elektrik, su, vergi, SGK... Derken, kârlılık hiç olmadığı kadar düştü.

​Sokağa yansımayan turizm ve çok çarpıcı bir tespit daha: İskandinav ülkelerinden gelen turistler daha sosyaldi; çarşıya pazara çıkar, alışveriş yapar, Alanya esnafı da kazanırdı.

Bu yılki müşteri profili ise maalesef otelden dışarı adım atmadı. Eskiden ana baba günü olan Alanya sokakları sadece yerli vatandaşlarımıza kaldı.

Dolayısıyla, esnaf da kazanamadı.

​Alanya’yı zor bir kış bekliyor.

Oteller bir bir kapanacak, baş başa kalacağız. Esnaflar sezonun başlayıp bittiğini bile anlamadan kara kara düşünüyor.

Kiracı olanların derdi ise çok daha büyük; şimdiden dükkân camlarına "sahibinden devren kiralık" levhaları asılmaya başlandı bile.

​Çare ne peki?

Çare, ülkedeki yüksek enflasyonu düşürmektir. Piyasanın ateşini söndürmektir.

Peki, bu mümkün mü?

Yüksek enflasyondan beslenen ve hemen her yelpazede tekel oluşturanlar bunu bilir; ben bilemem.

​Esen kalın.