​BİZİM dijital mecrada elimiz, kolumuz, gözümüzdür Bircan.

​Dedi ki: "Hep hayat pahalılığı, hep akaryakıt zammı; bu böyle gitmez. Çözüm için ne lazım, bir de onu yaz."

​Elbette yazdım gitti.

​Mesele derin. Öyle "depoyu fulle" deyip pompacıyla akraba olma devri kapandı. 50 liralık benzin dönemi, Arkeoloji Müzesi’nde "Geç Tunç Çağı" reyonuna kaldırıldı. Artık o paraya sadece pompacının "Hoş geldiniz" demesini satın alabiliyorsunuz. Gelin, şu işin alt gelirliler için matematiğine bir akıl yoralım.

​Önce yakıt ekonomisi... Bir adet orta boy muz yaklaşık 100 kalori. Peki, bu "biyolojik yakıtla" ne kadar gidersiniz? Ortalama bir insan, temposuna ve kilosuna göre kilometrede yaklaşık 60 kalori yakar. Yani matematik yalan söylemez:

​1 Muz = 1.6 Kilometre menzil. Ne vergi var ne ÖTV var ne de "egzoz emisyon pulu" derdi. Muzu yiyorsun, kabuğunu (çöp kutusuna!) atıyorsun, marşa basıyorsun. Vücut tıkır tıkır işliyor.

​Gelelim o "dört tekerlekli" bütçe canavarına. Mazotun litresi olmuş 80 lira. Şehir içi trafik, çukur, ışık derken 1 litreyle ancak 10 kilometre gidebiliyorsun.

Sadece yakıt mı? MTV öde, kasko ve sigorta ile soyul, yıllık bakımda serviste böbreğini bırak, sen sürdükçe araba amortismanla erisin, üstüne bir de değnekçiye park ücreti bayıl... Hepsini alt alta koy, böl, çarp; kilometre başı maliyetin yaklaşık 15-20 lira. Yani on kez gidip gelmek, bir tavuk dürüm parası.

​Dışarıdasın. Arabanın sunroof’u varmış... E gökyüzü bedava kardeşim! Kafanı kaldır, bak. Full panoramik manzara; hem de opsiyonel değil, standart paket.

Yürürken hayat güzel: Sollama riski yok, yanındaki teyzeyi "sağdan makas atarak" geçsen kimse sana korna çalmaz. Sinyal derdi bitti; istediğin yere anında kır, kolun yorulmasın, "tik tak" sesi duymaya son.

​Radar yok; saatte 7 kilometre hızla radara giren ilk insan olarak tarihe geçmeyeceksen, ceza yeme ihtimalin sıfır. Alkol kontrolü desen; istediğin kadar ayran iç, kafa yapsa bile ehliyetini kimse alamaz. "Üfle" diyen polis yok, "Yürü be koçum" diyen kaldırım taşları var.

​Yıllık tek masrafın bir çift ayakkabı. O da sağ olsun Çinli dostlarımız sayesinde halloluyor. Altı ay gitsin, üstü seni bir yıl idare eder. Levent Kırca üstadın dediği gibi: "Olacak o kadar!"

Siyasiler bütçe açığını kapatadursun, biz "baldır gücüyle" kendi yolumuzu çiziyoruz.

​Yürümek, hele siyasete soyunanlar için en büyük avantaj; halkın içinde herkesle tokalaşıyor, şehri dolanıyor, tam bir "halk adamı" imajı çiziyorsun.

Hem propaganda işini ucuza getirirsin hem de "belediye başkanı, meclis üyesi, muhtar" olma yolunda övgüleri toplarsın.

Yürüyünce tüm kasların çalışır, beynin dinlenir, cüzdanın boşalmaz. "Yine zam gelmiş, arabayı satsam dert satmasam yük" gibi bir çelişkiniz olmaz.

​Arabası olanın derdi, yürüyenin ferahı var. Üstelik ne otopark sırası beklerken ömür tüketirsin ne de "Yan aynayı kim çizdi?" diye uykularını kaçırırsın. Kırmızı ışıkta beklerken egzoz dumanı soluyacağına, vitrinleri süzerek günlük hayallerini bedavaya güncellersin.

Trafik kilitlendiğinde, yanından geçtiğin lüks araç sahiplerinin çaresiz bakışları arasında özgürlüğün tadını çıkarırsın.

Onlar vites küçültürken, sen sadece adımlarını hızlandırırsın.

​Bundan sonra strateji belli: Yüklen muza, bas tabana. Hem kalp sağlığına iyi gelir hem de cüzdanın tansiyonunu düşürür. Yürüyün arkadaşlar, yolun sonu aydınlık (en azından bedava).

​Esen kalın...