Süleyman Demirel'in Güneydoğu Anadolu Projesi'ni (GAP) sahiplenmek ve bitirileceğine dair kararlılığını vurgulamak için kullandığı, Türk siyasi tarihine geçen bu ikonik sözleri bana 67 farklı ülkeyi gezmeme rağmen, “ha gittik ha gideceğiz” diye diye hâlâ Güneydoğu Anadolu’ya gitmediğimi hatırlattı.
Eşim Mayıs ayı için bize başarılı ve bol ayrıntılı bir program hazırladı.
Neredeyse atacağımız adım sayısı, içeceğimiz kahvelerin mekanları, alacağımız kurutulmuş patlıcanların adresleri, kısaca her şey belirlenmişti.

MARDİN, ŞANLIURFA, ADIYAMAN, GAZİANTEP
Ev ödevimiz, dokuz günde bu dört ilimizi olabildiğince gezebilmekti.
Aslında bu şehirlerden birisini bile dokuz günde hakkıyla gezip anlamak zordu.
Bir tür film fragmanı gibi bir şey olacaktı işte.
Gezimiz İstanbul’dan Mardin’e uçarak başladı.
Oradan dokuz günlüğüne bir araç kiralamıştık.
Nihayet yıllardır merak ettiğim Mardin’i görebilecektim.
Hâliyle oteller arasında eletrikli motosikletimle dolaşmaya benzemiyordu.
Bir günü iki-üç bin adımla geçiştiren bacaklarım, birden on iki bin adıma zorunlu geçiş yapınca, bocaladılar önce.
Eşim gezinin programını hafif tuttuğunu, “Evet, pertimiz çıktı Mardin’de, ancak biraz daha fazla yer görmeye niyetlenseydik, günde yirmi beş bin adım atmayı göze almalıydık” sözleriyle programı sanki hafifmiş gibi ifade etse de, dizlerim bu yoğunluktan pek memnun değildi.
Üstüne üstlük Mardin’de adeta her yer yokuş, her yer merdiven.
Muhallebicide tuvaleti soruyorum.
“İki kat yukarıda abi” gibi bir cevap almak gayet normal.
Merdivenler de anam babam usulü bildiğimiz merdivenlerden değil.
Sanırsın Aspendos tiyatrosunda üst katlara doğru tırmanıyorum.
Mardin’de Türkçe 28 harfle konuşuluyor.
Ğ harfini gereksiz bulmuş olmalılar.
Onun yerine G ya da K harfleri ile idare ediyorlar.
Beslenme alışkanlıklarımız da esnedi az bir miktar.
Sabah kahvaltısında ciğer yiyeceğim hiç aklıma gelmezdi doğrusu.
Ama nasıl da lezzetliydi.
Bir çarşı düşünün, herkes ciğerci.
Börek, simit, çörek filan göremedik.
Varsa yoksa ciğer.

MOR GABRİEL MANASTIRI
Mutlaka görülmesi gereken bir eser.
Günümüzden 1.629 yıl önce yapılan bu estetik manastır, Bizans İmparatoriçesi Teodora tarafından yaptırılmış.
Kendisi de bir süryani olan rehberimiz on yıl manastırda yaşamanın kendisine çok iyi geldiğinden, hayatına disiplin alışkanlığı kattığından bahsetti.
O bize manastırın tarihçesinden bahsederken, “neden Teodora’nın eşi İmparator Justinianus’un adını zikretmediniz?” diye sorduğumda gülümseyerek, “çünkü Teodora bizdendi, yani Süryani’ydi, oysa eşi Roma kökenli bir Hristiyandı” dedi.
Süryaniler, Anadolu’da Hristiyanlığı ilk kabul eden toplulukmuş.
Büyük bir çoğunluğu da Ortodoks'muş.
Tertemiz bir manastırdı.
Mor Gabriel 7. yüzyılda yaşamış saygın bir din adamıymış.
Mor rengiyle bir ilintisi yok, mor, aziz, beyefendi anlamlarına geliyormuş.
Azize mertebesine ulaşan kadınlara da mort deniyormuş.
Ölmüş gitmiş, mortu çekmişle bir bağlantısı yok.
Rehberimiz koyu bir Galatasaray taraftarı olduğunu, bir çok ziyarate gelen çocuğu Galatasaraylı yaptığını anlattı.
Aynı başarıyı, gelenleri Süryani yapmakta gösterebildiğini sanmıyorum.

CERCİS MURAT KONAĞI
Bu tarihi mekanı görmeden, oradaki lezzetleri tatmadan Mardin’den dönülmez.
Bu konak 1888 yılında Mardin'in ünlü mimarı Lole tarafından Tüfekçioğlu ailesi için inşa edilmiş.
Bu mekan adını 1956 yılında konağı satın alan ve uzun yıllar burada yaşayan Cercis Murat (Dilmener) isimli Süryani zanaatkardan almış.
Cercis Murat Konağı restoranının sahibi ve kurucusu ise, dünyaca ünlü sosyal girişimci ve şef Ebru Baybara Demir.
Marmara Üniversitesi Turizm Rehberliği Bölümü mezunu olan Ebru hanım, 1999 yılında Mardin’e yerleşmiş ve 2001 yılında şehrin ilk turistik işletmesi olan bu konağı açarak bölge turizmine ve yerel istihdama yön vermiş.
Ebru hanım, "Gastronominin Nobeli" olarak kabul edilen Basque Culinary World Prize ödülünü kazanan ilk Türk şef olmuş.
Aynı zamanda restoranı açtığı ilk dönemden itibaren Mardinli kadınları mutfağa ve iş gücüne dahil ederek büyük bir istihdam hareketi başlatmış.
Biz gitiğimizde restoranın neredeyse tamamı kadın müşterilerle doluydu.
Kadın kadına eğlenmenin tadı bir başka olmalı.
Sıra gecesinde çekilen halayda garsonlar da kendilerine eşlik ettiler.
Ana yemeğin gelişi ise müzikli, danslı bir şölene dönüştü.
Kibar, ölçülü ve ilgili çalışanları her işletmeye örnek olacak düzeydeydi.
Bir gün yolunuz Mardin’e düşerse eğer, mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.
Şimdilik bu kadar.

UÇURTMANIN SANATÇISI OLUR MUYMUŞ?
Bal gibi de olurmuş.
Mardinli uçurtma ustası Zahit Mungan çok özel bir genç adam.
Doğup, büyüdüğü evin damında uçurtma imal edip uçurmaya başlamış.
Ama öyle bildiğimiz klasik uçurtmalardan değil.
Süpermen’den Atatürk’e kadar uçurmadığı figür yok.
Kanat çırpan kuşlar mı istersiniz, ejderhalar mı.
Hapsi Zahit’in atölyesinden çıkıyor.
40’a yakın uçurtma festivalinde de ülkemizi temsil etmiş.
Mardin’in kültürel öğelerini gökyüzünde tanıtan bu genç yeteneği tanımaktan kıvanç duyduk.
Gezinin devamı pek yakında diğer yazılarda.