YILLARDIR tartıştığımız, üzerine sayfalarca yazı yazdığımız ama bir türlü çözüm yoluna sokamadığımız o kronik sancı, her geçen gün mutfaktaki yangını biraz daha körüklüyor: Üretenle tüketen arasındaki o gizli eller.

​Ülkemizin bereketli topraklarında, bin bir emekle yetişen bir ürünün, kilometrelerce ötedeki bir şehirde çok daha ucuza satılması ya da Doğu’daki et fiyatlarıyla bizim buralar arasındaki o devasa uçurum hepimizin canını sıkıyor. Vatandaş haklı olarak soruyor: "Alt tarafı yol masrafı, bu kadar fark olur mu?" Elbette olmaz. Çünkü kazın ayağı hiç de öyle sandığımız gibi sadece akaryakıt zamlarından ibaret değil.

​Aradaki bu fiyat dağlarının asıl sorumlusu sadece mazot değil; malı depoda tutup piyasayı darlayarak fiyat yükselten stokçular ve maalesef yıllardır giderilemeyen denetim boşluklarıdır. İşte tam bu noktada, herkesin dilinde bir kurtuluş reçetesi gibi dolaşan "Yeni Hal Yasası", mutfaktaki bu yangını söndürmek için çoktan beri masada bekliyor.

​Peki, bu yasa hayatımızda neleri değiştirecek, neden bu kadar hayati bir önem taşıyor?

​En başta, "fırsatçıya ağır darbe" ilkesi geliyor. Eskiden piyasayı parmağında oynatanlara, fiyatlarla borsa gibi oynayanlara verilen cezalar adeta çerez parası gibi kalıyordu; adam cezayı ödeyip vurgununa kaldığı yerden devam ediyordu. Şimdi ise o cezaların 1 milyon liraya kadar çıkması öngörülüyor. Yani "ben malı stoklarım, suni bir kıtlık yaratıp fiyat artınca satarım" devrinin tamamen kapanması hedefleniyor.

​Sadece bu da değil; ürünü sırf fiyat yükselsin diye çöpe döken zihniyete öyle bir ceza geliyor ki, hem 200 bin lirasından olacak hem de devletin verdiği üretim desteklerinden 3 yıl boyunca mahrum bırakılacak. Malın tarladan sofraya geliş yolculuğu artık çok daha sıkı takip edilecek; öyle "aldım, sattım, araya üç kişi daha soktum" dönemi bitiyor. Hal içinde malın elden ele gezerek her durakta fiyatının şişirilmesi tamamen yasaklanıyor.

​Bir diğer güzel haber ise üreticilerimiz için. Çiftçinin malı artık daha değerli olacak ve en önemlisi, emekçi kardeşim alın teri kurumadan emeğinin karşılığını 30 gün içinde banka hesabında görecek. Büyük market zincirleri de artık piyasada "tek tabanca" gibi at koşturamayacak. Bakanlığın belirlediği kurallara göre alım yapacaklar; gerekirse mallarının bir kısmını direkt üretici örgütlerinden almak zorunda kalacaklar.

​Bu da demek oluyor ki, aradaki o "vurguncu" tabaka elenince Alanya’daki manavla Ankara’daki pazar arasındaki makas nihayet daralacak. İsrafın önlenmesi, paketlemenin standart hale gelmesi ve her şeyin dijital kayıt altında olmasıyla birlikte, biz tüketiciler de taze meyve ve sebzeye çok daha insaflı fiyatlarla ulaşabileceğiz.

​Ancak kâğıt üzerinde her şey süt liman görünse de gerçekler sokakta tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Pazar yerinde adam malı kendi tarlasından getirmiş, hemen yanındaki komşusu ise malı halden çekmiş. Bakıyorum ikisinin önündeki etikette, kuruşu kuruşuna aynı! Sordum bizimkine; "Yahu birader, sen bunu kendi elinle topladın, aracıya vermedin, neden bu kadar pahalıya satıyorsun?" Pazarcı şöyle bir etrafına bakındı, sesini sanki bir devlet sırrı ifşa ediyormuşçasına alçalttı ve "Aman kardeşim" dedi, "fiyatı düşürürsek bize kızıyorlar!"

​Bizim memlekette kural koymaya, kanun yazmaya bayılırız; duvarlara "çöp dökmek yasaktır" yazarız ama o tabelanın altı en büyük çöp dağı olur. Hal Yasası’nı da çıkarırız ama eğer sen o kuralı hakkıyla denetlemiyorsan, o kural sadece dürüst esnafın sırtında yeni bir küfe olmaktan öteye gitmez. Piyasa dediğin şey kendi kendine adalet dağıtmaz. Ya kanunla, nizamla, sıkı denetimle adamakıllı bir teraziye oturur ya da birilerinin gizli ve kirli ellerinde oyuncak olur. Bu yasa bir an evvel çıkmalı, kurallar en sert haliyle konmalı ve en önemlisi o kurallar kime dokunduğuna bakılmaksızın uygulanmalı.

Esen kalın…