Gençlik yıllarım ve eğitim sürecinde haşır neşir, hemhâl olduğum ideolojik düşünce akımları bir bir, tek tek rayından çıkarak, politikanın güncel dedikodu düzleminde girdiği iklimin etkisiyle oluşan türbülansta tarumar olup fikir hareketlerindeki rotasını kaybetmiştir. Yaratılan değişim ve dönüşüm rüzgârı atmosferi uçsuz bucaksız tünelde ilerlemektedir. Seçim atmosferine değin tünelin ucundaki ışığı görmek güçtür. Dönen dolapların belirsizliğinin yarattığı karanlıktan kurtuluş menzili henüz yerine oturtulamamıştır. Bir devrin sol, materyalist ideolojisi sönükleşmiş, sağ, kapitalist felsefesi unutulmuş, “millet ve ümmet” çatışmasına doğru uzanan en tehlikeli tartışma iklimi yaygınlaşmakta; vatandaşı ötelemeye yer bırakmayan eşit yurttaşlık kavramı anayasal düzeyde tartışmaya açılmakta; ayrılıkçı, siyasi Kürtçülüğe alan devşirilmekte; “Türk müsün, Müslüman mı?” safsata polemiği gündemi sarsmaktadır. İslam; iman köşkünden koparılıp siyasi şekle büründürülmek, kalıba sığdırılmak, biat kültürüyle cahiliye devri yaratılmak istenmektedir.
Belediyelere yapılan operasyon, soruşturma, gözaltı, tutuklama, tutuklu yargılama ve kayyum hukuku; cemaat, tarikat gibi dini toplum kuruluşları üst düzey yöneticilerine yönelen operasyon ve mal varlığı tartışmaları, hükümetin hukuk dâhilinde gerçekleştirdiği konuların boyutu, mahkeme kararları verilinceye kadar masumiyet karinesi düzeyinde yorumlanacak seviyede konulardır. Ekranlardan yansıması ve sosyal medyada dolaşımı, siyasetin dizaynı, iç cephenin güçlendirilmesi kavramları içeriğinde, seçmen konsolidasyonu ve algı operasyonları seviyesinde anlam kazanmaktadır. Dini cemaatler sosyolojik gerçeklik olarak sivil toplum örgütü niteliğinde değerlendirilmektedir. Siyaset kurumlarının politik yorumları seçmende kafa karışıklığı yaratmaktadır. Tutuklu mürşitlerin müritleri telaş içindedir. Yarası olan gocunur!..
Maden işçilerinin haklarını alamamış olmaları nedeniyle yapılan grev ve eylemler de dikkat çekicidir. İşçinin hakkının alın teri kurumadan verilmesi gerekmektedir. Şehit ve gazilerin çığlığını duymamak mümkün değildir. Şehitler için devletin talimatıyla yaptığı görevinde kaybettiği hayatın iadesi elbette mümkün değildir. Ama yakınlarının öksüz, yetim, çaresizliği, geçim sıkıntısı ile gazilerin kaybettikleri uzuvlarının teknolojik imkânlar dâhilinde tedavisi mümkünse yaptırılamamış olması üzücü bir durumdur. Para ile hallolabilecek bakım ve aparat teminlerinde en küçük hesaba girmeden gerekli harcama yapılabilmelidir. Herkese verilen özlük hakları üzerinde tartışmaya gerek kalmadan, şehit yakını ve gazilere verilmeli ve yollara düşmelerinin önü derhâl kesilmeliydi. Başkentteki eylemlere yapılan müdahale vatandaşları üzmektedir. İktidar kanadından seslerinin hiç duyulmamış olması da elzemdir. Siyaset şeytan üçgeni kördüğümüne sürüklenmekte, tsunami etkisiyle ülkeyi sarsmaktadır.
Türk kültür serisinde dinler tarihi bir bütündür. Tüm dualar, Âdem’den Muhammed’e kabul gören tüm peygamberlerin ruhlarına uzanan dilek ve temenniler silsilesini kapsayacak genişlikte yapılmaktadır. Yaratılış felsefesi, tasavvuf kültürü, ucu bucağı sınırlandırılamayan evrensel bilim verilerinden hisse kapmaktadır. Türk millî düşünce felsefesi, millî ülkülerini ilahiyatın dayandığı doğal oluşum ve Tanrı’nın lütfu seviyesinde olgunluğa ulaşmaktadır. Din; yaratanın yarattığına, uhrevi hayatının refahı için dünyevi hayatta uyması gerektiğine inanılan ilahi emirlerin bütününü ihtiva etmektedir. Güzel ahlak ilkeleri doğrultusunda adalete işarettir. İnsanoğlu şahsi ikballeri uğruna dünya nimetleri üzerine çökerek hâkimiyet ve kutsiyet peşinde baskı rejimlerinin yolunu açarsa iç cephenin düzelmesinin önüne engeller çıkacaktır. Şahsi ikballer için her türlü kutsiyetin kutsanması, zedelenmesi, tahribatı, çürüme ve çöküşü kolaylaştırır. Politik transferlerin etik değer ve siyasi ahlakını kavramak güçtür. Dün sövüşenler, bugün sevişebilmektedir. Dün küfür savuranlar bugün sarmaş dolaştır. Politik ahlakın genişliğini seçmen vicdanına sığdırmak imkânsızdır. Vatandaşın reyine ipotek konmuş, oyu gasp edilmiştir. Vekiller yeminlerine sadık kalmamıştır.
Türk millî kültürü; küresel plan ve evrensel hesaplar üzerinden millî ve dinî saldırılara maruzdur. Millî devletin ulusal yapısı üzerinden ırki ve dini çıkar hesapları kurumsal yapıyı tartışmaya açmaktadır. Seçilmişler üzerindeki siyasi operasyonlar, mutlak butlan icraatlarının oluşturduğu yerel yönetim seçim sonuçlarına müdahale, inanılması güç politik ittifak ve siyasi yönetim değişimlerine damga vurmaktadır. Siyasetin beyni, türbülansların yarattığı tahribat karmaşasından hisse, pay peşindedir.
Her yerde şüphe ve endişe hâkimdir. Yılanın başı ezilince kuyruğu canlı kalmaz. Cumhur İttifakı ve Meclis, sorunların çözümünde emperyalizmin tuzağına düşmemelidir. Siyasi Kürtçülerin meydanları boş buldukları eylemlerinden yansımaktadır. Siyasetin şımarıkları ortalığı velveleye vermektedir. Bizlere yanlış gözüken doğrular olacağı gibi, doğru gözüken yanlışlar da olacaktır. Hükümetler değişken; devlet kalıcıdır. Siyasetin çürümüşlüğü enflasyonu tetikler, ekonomik çöküşü, yoksulluğu artırır, adaleti kökten sarsar, ülkeyi tsunami türbülansı hızıyla oluşan şeytan üçgeni sarmalında, kördüğüm girdabında esir alır. Siyasetin vazifesi, algı süreçleriyle bol keseden atıp gürlemek, millî ve dinî kutsiyetleri pazara çıkartmak, millî ahlakı yozlaştırmak değil; üretmek, ürettirmektir, tüketiciyi korumak, piyasanın önünü açmak, ülkeyi girdaptan kurtarmaktır.