Çerçeve yasa çalışmaları, hararetli yorumlarla gündemdeki yerini tamamlamıştır. Vizyonunda altı bir türlü doldurulamayan “Kürt sorunu” vardır. Cumhuriyet dönemi ve Türk kültüründe “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Anadolu halkına büyük Türk Milleti denir” denmektedir. Anayasa’ya göre Kürtler etnik azınlık değildir. Tarihçilere göre Kürt aşiretlerin kökleri Türk soyuna dayanmaktadır. Kürt isyanı çıkaranlardan, “Kürt; gövdesi Türk olan çiçektir” tanımlaması vardır. Politize biat kültürü toplumu şartlamış, sorgulamadan her söyleneni kabul etme ahlakı geliştirmiş, yanlışa balıklama atlama huyu aşılamış, mankurtlaştırıp algı operasyonlarının kuklası, piyonu yapmıştır. Yanılma farklı kavramdır. İlk adımı atarken yol alınacak menzilin rotası çok önemlidir.
Milli değer ve ülküler üzerindeki spekülasyonları doğru tahlil etmek gerekir. Omurgasız siyaset, günü kurtarmaktan ileriye gitmez. Dün tükürdüğünü bugün yalayan, kolay evirilen ve ihanete yönelen tiplerle yola çıkılmaz. Kadro denen kişiliklerde sağlıklı omurga, ahlaklı yaşam, faziletli karakter gerekir. İdeolojik, felsefi akımlara göre illegal sol ve illegal sağın arkasındaki aynı güçlerdir. Emperyalizme hizmet için karşıt görüşler arasına fay hatları döşenir ve “milli ülkülerde güç birliği yapmaları engellenir”; fikir atmosferi zıtlaştırılır, ayrıştırılır, gerektiğinde “yetmez ama ‘evet’” ile birleştirilir. Planlı, stratejik anlarda uygun hamle yapılır. Kök yasanın ardından gövde, gölge yasanın gelmesi doğaldır. İdeolojik akımların vizyonunda her hamlede bir kıl koparabilmek vardır. Yetmez ama “evet!” kültürü de aynı amaca hizmet eder. Bu uzun yolculukta ilk adımdır.
Türk siyaseti, 1960’lı yıllarda Akdeniz’e gelen ve sosyalist gençliğin protesto ettiği 6. Filoyu doğru okusaydı, İslam ülkeleri 2026’da İsrail’in İran’a saldıracağını öngörebilirdi. Üstüne üstlük İslam ülkeleri yöneticileri, işgallerde yol temizliğiyle meşgul olmazlardı. Ortadoğu’daki en önemli İslam ülkeleri, ABD üslerinin barınağı hâline gelmezdi. Arz-ı Mevut, vaat edilmiş toprak stratejileriyle İsrail’in destekçisi Batı’ya bu kadar yüz vermezdi. Tavizler neticesinde İran, İsrail-ABD iş birliğinde saldırıya uğramış, misillemesinde İsrail’in Demir Kubbe’sini aşmış, komşu ülkelerdeki ABD üslerinden gelecek tehditlere misilleme ile ABD üslerini tarumar etmiş, savaş Hürmüz Boğazı’nda dünya ekonomisini kilitlemiştir. Türkiye’deki çerçeve yasa çalışmalarını Ortadoğu’daki bölgesel ve küresel gelişmelerin dışında yorumlamak doğru algı olmayabilir. Türk siyaseti ve politikacıları, hassasiyetleri inceden inceye eğip bükerek yorumlamak durumundadır. Bazen son pişmanlık fayda etmez. Devlette statü arayanların kök yasa tanımlaması, at izini it izine karıştırmıştır.
Sosyolojik ve kültürel vizyonla içi doldurulamayan “Terörsüz Türkiye” savı sürecinde “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, 10 Ağustos 2026 günü TBMM’de hararetli tartışmaların ardından 467 oyla kabul edilmiştir. Oylama sonucu, evrilme sürecinde siyaset kültürünün Meclis’teki değişim ve dönüşümü hakkında bilgi vermektedir. Türk ülkücüleri, siyaset bilimindeki konumlarını irdelemelidir. Söz konusu yasa, örtülü af kavramında günü kurtarmaya endeksli, stratejik, uzun soluklu, meçhule uzanan yolu işaret etmektedir. Vizyonu DEM Parti açıkça ifade ederken, İYİ Parti kadroları da güçlü direnç göstermişlerdir. Diğer partilerin algı süreçleri “terör örgütü ile pazarlık yok” söylemiyle özetlenmektedir. Politikacılar tarafını seçmiş, halk da izlemiştir. Yolun kaderi Cumhurbaşkanlığı seçimine endekslenmektedir.
Büyük Ortadoğu Projesi, Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtan “Oryantalizm” ideolojisinin ürünüdür. 10 Ağustos 1920’de, Anadolu’yu düşman ülkelerin işgaline açan Sevr Antlaşması imzalanmıştır. Türk ülküsü idealistlerini tereddüde sürüklemektedir. Yasaya karşı çıkılmasının terör örgütüne af ötesinde izlenen yolun Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası’ndaki Türklükle ilgili maddelere uzanması, vatandaşlık kavramı ile eğitim dili müfredatına yöneleceği endişesidir. İleride çok daha büyük kaosa yol açacağı endişesi yer almaktadır. Kürtçü siyasetçilerin dışında hiç kimse “Kürt-Türk” kavgasına inanmaz. Terörsüz Türkiye hedefi sürecinde terör örgütüyle Kürtlerin aynı kefeye yerleştirildiği düşünülmektedir. Bu hoş bir algı değildir.
Çerçeve yasayla ilgili Türk Ocakları Genel Merkezi de “TBMM üyelerine Çağrı” başlığındaki açıklamada “hayır” oyu kullanılması önerisinde bulunmuştur. Süreç, yeni günde “Kürt Sorunu” politikası üzerinden, çoğu Kürt aşireti kökenli olmayan siyasi Kürtçülerin demokratik cumhuriyet siyasetiyle farklılaştırma ve ayrıştırma politikalarıyla örtüşmektedir. Küresel efendiler, emperyalist güçler; “Bir ülkeyi bölmeye çalışmayın, farklılaştırın yeter. O vakit onlar zaten kendilerini böler ve siz bölen olmazsınız” felsefesindedir. Sağ, bazen de solda politika üretir; her iki kanada da başka kelimeler ile aynı menzili yükler. Fransız filozofu der ki: “Beş yaşında çocuk verin; hangi milletten olması istiyorsa, ben size 15 yaşında o milletten teslim edeyim!” Çerçeve yasa, kök yasa olarak tanımlanmıştır. T.C. Anayasası’nda Türk-Kürt ayrımı yok ama “Kürt Sorunu’na demokratik çözüm” hedefi için ayrıştırmak isteyen küresel efendiler böyle istiyor.