TÜRKİYE’DE orta direk dediğimiz o meşhur kavram, hani şu ne uzayan ne kısalan kitle, artık bir şehir efsanesine dönüştü. Sosyolojik bir "dip köşe" temizliği yapıldı sanki; herkes ya en aşağıda ya en yukarıda. Arada kalanlar ise asansörün boşluğuna düştü.

​Şimdi manzaraya bakalım: Aşağıdan yukarıya bakınca boynumuz tutuluyor, yukarıdan aşağıya bakınca ise herkes karınca gibi görünüyor. Aradaki camlar o kadar kalın ki, ne ses gidiyor ne feryat duyuluyor.

​Geçenlerde, 70’lerin o ateşli "Gominislerinden" biriyle karşılaştım. Yanlış anlamayın, kendisi şu an özel villasında, organik domatesini yerken lüks aracının taksitlerini çoktan bitirmiş, "keyifli bir yaşlılık" sürdürüyor. Hani derler ya; "Gominislik parayı bulana kadar." Tam olarak o hesap. Ama hakkını yemeyelim, gazı verdi: "Cesaretin varsa yaz!"

​Yazdım gitti. İşte bizim eski tüfeğin, villadaki çalışma odasından attığı o "devrimci" reçete:

​Kiralarda belediye darbesi: Beyefendinin ilk hedefi konut piyasası. Diyor ki: "Birinin ikiden fazla dairesi mi var? Devlet hemen ensesine binecek."

​Öyle sadece gelir vergisi yetmez. Üçüncü, dördüncü daireden alınan kiraya "ekstra gominis vergisi" gelecek.

Kaçış yok: "Ev sahibi bunu kiracıya yansıtır" diye korkmayın. Çözümü basit: Yetkiyi belediyeye vereceksin. Rayiç bedel gibi kira bedeli belirlenecek. Evini mi kiralayacaksın? Buyur kardeşim belediye komisyonuna, onlar kiraya versin, onlar denetlesin. Buradan toplanan paralar öyle genel bütçeye, dipsiz kuyuya gitmeyecek. Şehirde bir "Konut Fonu" kurulacak. İlk defa ev alacak garibana bu fondan sıfır faizle kredi verilecek. Yani, zenginin fazla dairesi, fakirin ilk tuğlası olacak. Gelelim lükse ve o bitmek bilmeyen gösteriş merakına. Bizim eski tüfek durur mu, vergiyi otomatiğe bağlamış: İkinci, üçüncü lüks aracın mı var? Benzini alırken sadece ÖTV ödemeyeceksin. Bir de KEV (Konut Edindirme Vergisi) bayılacaksın. O lüks cipin deposu dolarken, mahallenin öteki ucundaki gencin peşinatı birikecek.

​Varoşu destekleme fonu: Lüks semtte mi oturuyorsun? Manzaran mı güzel? O zaman "Aşağıdakiler de nefes alsın" diyeceksin ve aidat öder gibi bu fonu besleyeceksin.

​Görsel kirlilik ve marka: Marka giyinenlerden, o koca logoları göğsünde taşıyanlardan ek vergi alınacak. Madem reklam yapıyorsun, bedelini öde!

​En sevdiğim kısım burası. Lüks restoranlarda hani o "Masayı donat, yarısını çöpe at" ekolü var ya... İşte onlara özel tarifeler: "Gel beraber olsun" Vergisi. Mekân lüks, hesap kabarık mı? Devlet de o hesaba ortak olacak ama yemeğe değil, parasına!

​Caka vergisi: Masaya balıkları dizdirip, yarısını tabakta bırakan, üzerine de "Ben buraların ağasıyım" dercesine yüklü bahşişle hava atanlara "Caka Vergisi" kesilecek.

​Görgüsüzlük stopajı: "Seni parayla satın alırım" diyerek garsona, valeye, etrafa ayar verenlerin cüzdanına "Görgüsüzlük Vergisi" ile ayar verilecek.

​Sonuç mu?

​Eski dostumuz villasına kurulmuş, bu "adillik" fırtınasını anlatırken gözleri bir an bile dolmuyor. Ne de olsa o "parayı bulana kadar" olan kuralı çoktan hatmetmiş.

​Ama fikirler? Fikirler enteresan. Eğer bu vergiler gerçekten alınsaydı, Türkiye’de ne konut sorunu kalırdı ne de lüks merakı. Çünkü bizim millete "ayol günah" desen anlamaz ama "vergisi var" dersen, o lüks cipten iner, belediye otobüsüne en önden biner!

​Yine de sormadan edemiyor insan: Acaba bu yasalar çıksa, bizim "eski gominis" ilk vergiyi hangi villasından öderdi? Neyse, biz yine de yazalım; maksat aşağıdakilerin sesi, yukarıdakilerin de kulak zarını biraz zorlasın.

Esen kalın...