“Bu adem dedikleri / El ayakla baş değil / Adem manaya derler / Suret ile kaş değil”
Yazıya, Alanya’mızın o muazzam tasavvufi hazinesi, gönül insanı Kaygusuz Abdal’ımızın bu zamansız dizeleriyle başlamak istedim. Ne güzel, ne zarif özetlemiş asırlar öncesinden: İnsan (Adem) dediğin varlık, öyle iki el, iki ayak, bir baştan; aynaya baktığında gördüğün o afili endamdan ibaret değildir. Hakiki insan olmak; şekle, şemale, markaya, kaşa, göze veya dış görünüşe indirgenemeyecek kadar derin bir anlam taşır.
“Gerçi et ü deridir / Cümlenin serveridir / Hakk'ın kudret sırrıdır / Gayre bakmak hoş değil”
Evet, insan dışarıdan bakıldığında et ve deriden ibarettir belki; ama aynı zamanda evrendeki tüm yaratılmışların en üstünü, yani ‘cümlenin serveri’dir. Yaratanın kudretini ve sırrını içinde taşır. Hâl böyleyken, insanın kendi içindeki o büyük okyanusu bırakıp, dışarıdaki sığ suların, geçici heveslerin peşinden koşması ne acı, değil mi? Ama durun, hazineyi deşmeye biraz daha devam edelim:
“Kendi özünü bilen / Maksudun bulan kişi / Hakk'ı bilen doğrudur / Yalancı kallaş değil”
Bu beyit, tasavvufun o meşhur "Kendini bilen Rabb'ini bilir" felsefesinin adeta şiirleşmiş hâlidir. Kendi eksiklerini gören, hamlığını fark edip özüne yolculuk eden insan, gerçek amacına ulaşır. Hakk'ın ve hakikatin yolundan giden insan samimidir; riyadan, yapmacıklıktan ve yalandan uzaktır. Yani bugünün diliyle söylersek; "gibi" görünmez, olduğu gibi hayata imzasını atar.
Nitekim Kaygusuz Abdal, ucu usta bir hicivle kendine de dokunan o meşhur çuvaldızı batırmaktan geri durmaz:
“Bu Kaygusuz Abdal'a / Âşık demen dünyada / Nakş ü suret gözetir / Maksudu nakkaş değil”
Sadece şekilciliğe, dış güzelliğe, vitrine takılıp kalan birine aşık mı denir Allah aşkına? Asıl aşık, çizilen resme (surete) değil, o resmi çizene (nakkaşa, yani yaratıcıya) odaklanmalıdır. Tabelaya değil, menzile bakmalıdır.
Şimdi gelelim bugünün Alanya’sına ve can alıcı soruya... Kaygusuz Abdal, Alaiye (Alanya) beyinin oğluyken, zamanın gerektirdiği en üst düzey eğitimleri almışken ve çok iyi bir avcıyken; bir gün her şeyi elinin tersiyle itip tasavvuf yoluna girer. Abdal Musa’nın ocağında pişer, Bektaşiliğin en önemli edebiyatçısı olur.
Peki, böylesi bir deha, böylesi bir ruh kökümüzken; neden Alanya’da bunu sadece eskiler bilir de yeniler hiç bilmez, araştırmaz, okumaz ve örnek almaz?
Cevap çok basit: Çünkü Kaygusuz’un felsefesi, bugünün o ışıltılı, bol filtreli, tüketim çılgını modern dünyanıza uymaz! Nasıl olsa tıkır tıkır dönen bir rant ve keyif çarkı var ortada. Şimdi durup dururken kim derin anlamlar peşinde koşacak? Bizim modern zaman insanlarının mottosu bellidir: "Aman tadımız kaçmasın”
Bir yandan konforum eksilmesin, bir yandan ayranım dökülmesin... Dolayısıyla, hakikat uğruna gerekirse her şeyden vazgeçebilmeyi, o egoları ve makamları bir kenara bırakmayı bugünün insanının ne vizyonu kaldırır ne de tabiri caizse kaba etleri yer...
Biz yine de surete aldananlara inat, nakkaşı aramaya devam eden o azınlığa selam edelim. Manayla kalın.