Modern çağ insanının en büyük yanılgılarından biri, hayatın bir gün ansızın değişeceğine inanması. Sanki görünmez bir otobüs bir gün gelip bizi bulunduğumuz yerden alacak, hayalini kurduğumuz yaşama bırakacakmış gibi bekliyoruz. Eskiden elimizde buruşturulmuş biletlerle yapılan bu bekleyişin yerini bugün maillerde duran dijital kodlar aldı. Ama değişmeyen tek şey hâlâ aynı, beklemek.

Oysa hayat çoğu zaman bekleyenleri değil, yürümeyi göze alanları ödüllendirir.

İnsan olmak istediği yere bazen koşarak değil, sürünerek gider. Bazen dizlerinin üstünde ilerler, bazen yalnızca ayakta kalabilmek bile büyük bir mücadeleye dönüşür. Çünkü başarı dediğimiz şey; bir anda gelen şansın değil, çoğu zaman görünmeyen emeğin sonucudur. Kimse kimseyi lüks bir araçla hayallerine taşımaz. Ağzında altın kaşıkla doğmayanların yolu genellikle daha diktir. Tırnakların kırılır, uykusuz kalırsın, yorulursun. Ama tam da o yorgunluk insanı dönüştüren şeydir.

Bugün özellikle sosyal medya çağında herkes birbirinin hızını izliyor. Kim daha hızlı yükseldi, kim hangi durakta indi, kim daha gösterişli bir hayat yaşıyor… Sürekli bir karşılaştırmanın içindeyiz. Oysa herkesin zamanı aynı işlemiyor. Kimisinin hayatı analog bir saat gibi ağır ağır ilerlerken, kimisininki dijital ekranlarda göz açıp kapayıncaya kadar değişiyor. Fakat hızlı olmak, doğru zamanda olmak anlamına gelmiyor.

Asıl mesele, insanın kendi ritmini kaybetmemesi.

Çünkü dışarıdaki gürültü hiçbir zaman bitmeyecek. İnsanlar neyi eksik yaptığını, neden daha ileride olmadığını, neden hâlâ “olmak istediğin yerde” bulunmadığını konuşacak. Fakat başkalarının sesi yükseldikçe insan kendi iç sesini duyamaz hâle geliyor. Belki de bu yüzden günümüzün en büyük ihtiyacı biraz durabilmek. Kendine zaman ayırabilmek. Derin bir nefes alıp gerçekten ne istediğini hatırlayabilmek.

Bugün birçok insan başarıya ulaşmaya çalışıyor ama çok az insan yol boyunca kendini kaybetmeden ilerleyebiliyor. Oysa yıllar sonra dönüp baktığında yalnızca vardığın yer değil, o yolda kendine nasıl davrandığın da önemli olacak. “Kendimi sevmişim” diyebilmek, belki de hayatın en büyük kazanımlarından biri.

Bu yüzden bazen kulaklarını kapatmak gerekir. Başkalarının temposundan çıkıp kendi kalbinin ritmine dönmek… Çünkü herkes aynı müzikle dans etmek zorunda değil.

Ve belki de hayatın en büyük gerçeği şu:

Otobüsü bekleyenler bir yere varabilir ama kendi yolunu yürümeyi göze alanlar asla kaybolmaz.