İnsan denen varlık… Hani şu "Ben asla değişmem!" diye özgüven patlaması yaşayan ama iki ay sonra sevmediği yemeği yerken "Aslında fena değilmiş ya…" diye kendi kendine ihanet eden tür var ya, hah işte onlardan bahsediyorum. Yani hepimizden.
Eric Erikson boşuna dememiş: "Gelişim ömür boyu."
Gerçekten de öyle. İnsan resmen sürekli güncellenen bir yazılım gibi. Arada tabii sistem çöküyor, mavi ekran veriyoruz ama yine bir şekilde reboot edip devam ediyoruz.
Yaşadığımız her şey, üzüntü, mutluluk, hayal kırıklığı, travma, heyecan, kahkaha bizi başka bir versiyonumuza dönüştürüyor. Kimse "koyduğunuz yerde" durmuyor. Duran varsa muhtemelen heykeldir. Bugün ak dediğimize yarın kara diyoruz; dün öfke pınarı olup taştığımız kişiye bugün nötr kalıyoruz. Bir zamanlar “Onsuz yapamam!” dediğimiz kişi ise birkaç yıl sonra “Bu kimdi ya?” klasörüne kaldırılmış oluyor. İnsan kendi hızına bile yetişemiyor bazen; o kadar hızlı güncelleniyoruz.
Ama en çok kim değişiyor biliyor musunuz? İnsanla sınanan.
Yapayalnız bırakılan biri bir daha eskisi gibi olmuyor. İçine bir kış çöküyor, tam erimeyen bir buz tabakası gibi.
Sağlığıyla sınananlar ise tamamen başka bir frekansa geçiyor; hayatın gereksiz detaylarını çöpe atıp sadece özü görüyor.
Bu iki sınav insanı öyle bir değiştiriyor ki… eski versiyonunuz olsa, yeni hâlinizle muhtemelen kavga ederdi.
Peki Neden Bu Kadar Değişiyoruz? Çünkü Hayat, Sabit Fiyatlı Menü Değil
Değişiyoruz ama kimse çıkıp "Ben değiştim." demiyor. Sanki gizli bir anlaşma var.
Biri sizi hayal kırıklığına uğratıyor, siz "Yok ya bir şey olmadı." havasındasınız ama içinizdeki minik versiyonunuz köşede oturmuş "Artık eskisi gibi değiliz kanka…" diye hıçkırıyor.
Sonra fark ediyorsunuz ki bazı şeylere aynı tepkileri veremiyorsunuz. Çünkü o tepkileri, birilerine kendinizi anlatma çabasında harcadınız. Çok değer verdiğiniz biri bir gün gelip öyle bir cümle kuruyor ki… o cümlenin ekran görüntüsü ruhunuza kaydoluyor. Silmek istiyorsunuz ama silinmiyor.
Böyle böyle güncelleniyoruz işte.
"İnsan insanın aynasıdır." derler.
Doğru ama kimse şunu söylemez: Bazı aynalar buhar içinde, bazıları tozlu, bazıları da bin parçaya ayrılmış. Her aynada kendimizi aynı netlikle göremiyoruz.
Bazen de Sebep Yok… Sadece Büyüdük
Her değişimin arkasında trajik bir hikâye arıyoruz ama bazen çok daha basit: Büyüdük.
Hani eskiden çok eğlendiğin şeyin bir gün "Bu muydu yani?" tadı vermesi var ya… işte o büyümenin tokadı. Bir dönem dünyayı kurtarıyormuş gibi insanlarla tartışırken, şimdi "Boşuna tansiyonum düşüyor." deyip susuyorsun.
Önceden "Neden aramıyor?" diye düşünürken, şimdi "Aramasın, iyi böyle." diyorsun.
Eskiden herkes için kırk takla atarken, şimdi "Benim için kim ne yapıyor?" diye sorguluyorsun.
Yani değişim bazen hayatın tokadı, bazen olgunlaşmanın yan etkisi.
Bugün olduğun kişi de yarının biraz daha gelişmiş, biraz daha dinlenmiş, belki biraz daha kırılmış ama kesinlikle daha bilge versiyonu olacak.
Ve umarım bu sonraki versiyon, hataları daha az, huzuru daha çok olan bir sürüm olur.