Bazı şeyleri desem mi demesem mi? "Sivri dilime nasıl hakim olurum?" diye düşünürken kendimi yakalıyorum önce. Sonra durup soruyorum kendime: Ben ne için yazıyorum? Eleştirmeyeceksem yazmamın ne anlamı kalıyor? Neyse, lafı hiç uzatmayıp konuya hemen giriyorum.
Sahi, "Yörük" ne demekti?
En temel tanımıyla; yürüyen, göç eden, doğada yaşayan, sağlam ve özgür ruhlu insan demekti. Bu tanımı biraz açıp detaya inersek; Yörükler gösterişten uzak, ruhu bağımsız, maddiyata (her anlamda) boyun eğmeyen, yüce dağları mesken tutmuş, kendine has kültürüyle Türklüğün temelini oluşturan sağlam karakterli insanlardır.
Peki, Alanya’da en çok hangi kökenden insanlar yaşar? Tabii ki Yörükler. Biz burayı "Yörük memleketi" olarak biliriz. Biliriz de, ne ara ve nasıl bu kadar asimile olduk? İnsanlarımız nasıl oldu da köklerinden bu kadar hızla uzaklaştı?
Elbette modern çağa, yeni yaşam formlarına ayak uydurmak zorundayız; sonuçta toplumsallaşıyoruz. Fakat modern hayatı, kendi kültürünü kaybetmeden yaşayabilmek bambaşka bir olay, hatta bana kalırsa bir sanat. Günümüzde özünü koruyarak bu şekilde yaşayanların "marjinal" olarak adlandırıldığı da aşikar. Oysa asıl tuhaf, asıl "farklı" olan bu duruş değil; kökünden tamamen kopup savrulmaktır.
Bakınız, dünyaca ünlü İrlandalı yazar Oscar Wilde bile ne diyor: "Yaşamda sadelik, düşüncede ihtişam."
Şimdi durup dururken bu noktaya neden değiniyorum? Çünkü kökümüz, genlerimiz, geçmişimiz belliyken, etrafımızda tam bir "şov dünyasına" dönüşen absürt durumlar var. Mesela daha 1 yaşındaki çocuğun doğum günü için düzenlenen, sınırları zorlayan o devasa partiler... Elbette her ebeveyn çocuğu için en iyisini ister, ona güzel anılar bırakmak arzular. Ama sormak lazım: Çocuğunuza büyüyeceği bir dünya bırakırken ona vereceğiniz asıl miras bu şov kültürü mü?
Ya da yeni evlenecek çiftlere bakınız. Bitmek bilmeyen istekler, katlar, yatlar, boyu aşan borçlar ve masraflar... Hayatlar sadece ve sadece başkalarına gösteriş yapmaktan ibaret. Ama sorsanız, mangalda kül bırakmazlar: "Benim yayla kültürüm var, ben Yörük'üm, özüme bağlıyım" derler.
Tabii, yersen!
Şahsen bu manzaraları gördükçe gülesim geliyor. Çünkü kültürsüzlük ve özenti, insanı yozlaştıran, cahilleştiren ve sadece "başkaları ne der" vitrinine odaklayan bir hastalıktır. Yazının arasına elin İrlandalı yazarından örnek vererek devam ettim ki, belki birileri “Dünyaca ünlü yazar bile böyle demiş, en azından ben de biraz öyle düşünmeye çalışayım, açıp bir iki satır okuyayım” diye feyz alır.
Çünkü biz, dağları dize getiren o mağrur ve sade insanların torunlarıyız. Borç harç içinde lüks tüketim çılgınlığına batarak modern olunmuyor; sadece köksüz kalınıyor. Oscar Wilde haklıydı: İhtişam, üzerimizdeki markalarda ya da yaptığımız şovlarda değil, zihnimizin derinliğinde olmalı. Yaşamı sadeleştirmeden, düşünceyi yüceltemeyiz.
Şimdi aynaya bakıp kendimize sorma vakti: Biz gerçekten "yürüyen ve özgür" Yörükler miyiz, yoksa modern çağın vitrinlerinde sergilenen birer tüketim kölesi mi?
Karar sizin. Ama ne derler bilirsiniz; asıl asalet, gösterişin bittiği yerde başlar.
Yaşamda sadelik, düşüncede ihtişam... Tabii yersen!
Zülal Gündoğmuş
Yorumlar
Trend Haberler
Son dakika: MHP Alanya İlçe Başkanı görevden alındı
Gazipaşa'da feci kaza: Ölü ve yaralılar var
Ruslar Antalya ve Alanya'yı gözden çıkardı: İşte veriler
Tahsin Biner: “Alanya il olursa esnaf ve turizm zarar görür”
MHP Alanya ilçe başkanlığı görevine sürpriz isim
Antalya'da korkunç olay: Öğretmen eşini ve kayınpederini öldürdü