Dünya Kupası'nın erken finali olarak adlandırılan İspanya ve Fransa’nın oynadığı maçın tüm sporseverleri şaşırttığı kesin. İki farklı ekol ve iki takım arasında kurulan mücadelede geceye damga vurması beklenen oyuncuların sessizliğe gömülmesi ve İspanya takımının oyunun birinci ve ikinci bölgesindeki savunma anlayışıyla geçiş futbolu oynayan Fransa’yı sahadan silmesini izlemek keyif verdi.

Bloklar arası geçişte rakibi parçalayacağı düşünülen Fransa, ne yazık ki savunmayı takım halinde, öne çok fazla sarkmadan yapan İspanyolların tuzağına düştü ve kupanın yüzde yüz favorisi olarak gösterildiği turnuvaya yarı finalde veda etti. Bu turnuvada yüzde 85 oyuna hakim olarak oynamanın bedelini ne yazık ki birçok takım görürken, daha çok savunmasız oyunun içine sadece orta alan baskısı ve geçiş oyununa sert blok koymanın futbolu çirkinleştirmeden oynandığını, kaliteli ayakların teknik buluşmasının keyfini yaşadık.

Bu maçın sonucu ve başarısı umarım bizim ligimizde örnek alınacak birçok özelliğe sahip bir karşılaşma olarak hatırlanmalıdır. Süper Lig'in birkaç takım dışında düşme ve lige tutunma yarışında olan takımlarının, takım halinde savunma yaparken yaşadıkları sorunları tespit etme adına tecrübe dolu bu mücadeleyi örnek almak için defalarca izlemeleri gerekir. Sezon boyunca güçlü rakibine karşı direnç koymayı katı savunmayla ortaya koymak, hatta her iki yarıyı da kalesinde boğuşarak geçirmekle meşgul olan takımları seyretmek istemiyoruz. Üst düzey transferler yapılması ligi zorlaştırsa bile oyunu pozisyonsuz tamamlamak, "yenemiyorsan yenilme" anlayışı ne yazık ki bu turnuvada son 8 takımın karşılaşmalarında teknik düzey açısından teknik adamlarımız adına son derece önemli dersler içeriyor. Bir ekol yaratmak, takım yaratmaktan çok daha zordur. Biz takım oyununu savunmaya çeviren değil, savunmayı kendi ekolünün içine dahil eden, hücumu ve presi güçlendirilmiş maçları ligimizde daha fazla seyretmek istiyoruz.

10 hafta berabere kalan bir Fenerbahçe'nin nasıl şampiyon olamadığı gerçeği varsa, 16 hafta berabere kalan Alanyaspor gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Futbolun baharatı elbette goldür, ancak futbolun damak zevki ise sahanın içinde ne oynattığını bilen teknik adamın aldığı galibiyettir. Kadro uçurumu ne olursa olsun, oyun zekâsı üst düzey olan teknik adamın futbolu, yenilse bile keyif verir. Oysa yaşamak için ligin içinde nereye kadar gidersen git, oyun zekâsı yerine ticari başarıya kitlenmek en büyük savunma zafiyetidir...