Sağdan soldan duyup öğrendiği lakin anlamını bilmediği üç-beş, bilemediniz sekiz on kelimeyle konuşmaya çalışan insanlar vardır, tıpkı 'papağan” gibi… 'Papağan” deyip geçmeyin… Genellikle” erotik fıkraların”  başrolünde...

Sağdan soldan duyup öğrendiği lakin anlamını bilmediği üç-beş, bilemediniz sekiz on kelimeyle konuşmaya çalışan insanlar vardır, tıpkı “papağan” gibi…
“Papağan” deyip geçmeyin…
Genellikle” erotik fıkraların”  başrolünde olan bu yaratıkların dilleri “kısa” ama “kalın ve etli” olur…
Bu nedenle de kolay kolay yorulmazlar, konuşmaya çalışırken…
Erkek olanları, “dişi” olanlarından çok daha fazla gevezedir…
Hemen hemen her memlekette bol miktarda bulunan “dedikodu müessesesinin baş aktörlerini” işte bu papağan kuşuna benzetmişimdir hep…
Sağdan soldan duyduklarını, anlamını bilmeden, lafın nereye gideceğini hesap etmeden tıpkı “papağan” gibi tekrar eder dururlar…
Tek dertleri, “haklı” ya da “haksız” olduğuna bakmadan insanları karalamak, çamur atmak, kamuoyu nezdinde değersizleştirmeye” çalışmaktır…
“Fındık büyüklüğünde” bile olmayan akılları ile bunları yapmaya çalışırken “korktukları” için de öyle herkesin önünde, gür sesle konuşamazlar…
“Kulaktan kulağa fısıltı metodunu” kullanırlar…
“Papağan” kadar bile cesaretleri yoktur yani…
Aslında “korktukları” için yüzüne gülüp, karşısında “el pençe” durdukları insanların, arkalarından “fısıltı” yöntemini kullanarak kuyu kazmaya çalışırlar…
“İyi de birader kim bunlar” diye soracak olursanız, onu ben bilmem, bakın şöyle etrafınıza, görürsünüz…
İçlerinde yoğun olarak “fesatlık” olan bu tiplerin en önemli huyu “başarıyı kıskanmaktır”…
Alanya’nın “gururu” olan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, misal…
Rekor üstüne rekor kırarak, “başarıdan başarıya koşan” Bakan Mevlüt Çavuşoğlu, Alanya’nın yetiştirdiği çok önemli ve değerli bir isim…
Dışişleri Bakanlığı göreviyle ilgili çalışmalarını, başarılarını, rekorlarını bir kenara bırakalım…
Alanya’ya yaptıklarına bakalım…
“Gerçek anlamda devrim” niteliğinde hizmetleri var…
Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, misal…
Devasa ve modern yeni hastane binası, Sosyal Güvenlik Merkezi binası… 
Kaç tane ilçede tıp fakültesi var, şöyle bir düşünün hele…
Bugün Süper Lig’in en “keyif veren ve sempatik bulunan” takımlarının başında gelen Alanyaspor için yaptıkları…
Vesaire vesaire…
Arkasında Bakan Mevlüt Çavuşoğlu’nun olduğu hizmetleri tek tek saymaya gerek yok, yerimiz yetmez…
Sadece devlet üniversitesi bile bu memleket adına “devrim niteliğinde” bir hizmet…
“Türkiye’nin neresine giderse gitsin, heyecanla, coşkuyla karşılanıyor” diyeceğim ancak sadece Türkiye ile sınırlı değil bu durum…
Dünyanın neresine giderse gitsin aynı şekilde ilgi, sevgi, saygı görüyor…
Tüm dünya “hayranlıkla”  takip edip, takdir ediyor…
Alanyalı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu ülke için omuzladığı “Dünyanın yükünü” bıkmadan, usanmadan, yorulmadan, yılmadan ve en önemlisi “büyük bir başarıyla” taşımaya devam ediyor…
Diğer taraftan da doğup, büyüdüğü Alanya’yı hiç bir zaman “ihmal” etmeyerek, her konuda, her anlamda destek oluyor…
Alanya, böyle bir şansı bir daha mümkün değil yakalayamaz…
Yani…
Yanisi şu…
Hanımlar, beyler bakın…
Bu yazı, sadece “siyaseten” yazılmış bir yazı filan değil…
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun mensubu olduğu Ak Parti’ye oy verirsiniz, vermezsiniz, beğenirsiniz, beğenmezsiniz, paşa gönlünüz bilir, bunlar ayrı konu…
Ancak hiç kimsenin bu memleket adına gerçekten “devrim niteliğinde hizmet ve yatırımlara imza atmış” Bakan Mevlüt Çavuşoğlu ile ilgili “burun kıvırmaya” hakkı yok…
Hele hele “papağan” kılıklı olanların, köşe, bucak, kuytu yerlerde Bakan Mevlüt Çavuşoğlu ile ilgili “dedikodu” üretmeye hiç hakları yok…
Alanya’nın yıllardan beri her anlamda “sırtını dayadığı” Bakan Mevlüt Çavuşoğlu’su olmasa…
Olmasaydı…
Görürdünüz o zaman Hanya’yı da Konya’yı da…
En başta komşularımız olmak üzere, her kentin “kıskanarak” baktığı ve de “takdir ettiği” Bakan Mevlüt Çavuşoğlu’nu, Alanya halkının “istisnasız” her kesimiyle kucaklaması, avuçları patlayıncaya kadar alkışlayıp, benimsemesi bir görevdir…
Bundan, atıyorum beş yıl önce de aynı şeyleri söylüyordum…
Bundan sonra da bıkmadan, usanmadan söylemeye de devam edeceğim…
Sonuna kadar “hak ediyor” çünkü…
Nokta…