RUSYA ile Ukrayna arasındaki kanlı savaşın sona ermesi için yapılan diplomatik hamleler, uluslararası kamuoyunun dikkatini İstanbul'a çevirmişti...

Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği zirve, umut ışığı olmuştu.

Hatta Trump'ın "Ben de uğrarım" demesiyle, bu zirve adeta bir dünya buluşmasına dönüşecekti.

Ancak Rus diplomasisinin tahmin edilemezliği, yine kendini gösterdi.

Basınımız, romantik şarkılarla fal tutmaya başladı. "Okyanus mu iki şehrin arası, gelir" diyerek umutları yeşertti.

Sonra umutlar azaldı ve "Sen gelmez oldun" şarkısı dilimize dolandı.

Zelenski geldi, Putin gelmedi.

Trump ve Putin birbirlerine küsmediler.

Büyük bir pasta vardı ortada ve herkese yetecekti.

Bu durumu ironik bir dille ele almam, konunun ciddiyetini küçümsediğim anlamına gelmesin.

Filler tepişirken karıncalar ölür.

Yok olmamak için verilen mücadelenin kıymetini bilmek, bu olaylar silsilesini iyi analiz etmekle mümkün.

Emperyalist bir işgalden kurtulmanın ne kadar zor olduğunu, zaferin bile uluslararası alanda kabul ettirilmesinin daha da zor olduğunu hatırlatmak isterim.

19 Mayıs coşkusu, kurtuluşun ilk adımına verilen önemi bir kez daha gözler önüne serdi.

Bu coşkuya sonsuza kadar sahip çıkılacağına dair şüphemiz yok.

Ancak, Diyarbakır’da iki avukatın Lozan Antlaşması'nın iptali için dava açması, tarihin tekerrür ettiğini gösteriyor.

Tüm savaşları kazansanız, uluslararası bir barışla taçlandırsanız bile iş bitmiyor.

İçerideki uzantılara karşı da uyanık olmak gerekiyor. Hangi kılığa girerlerse girsinler, onları iyi tanımak lazım.

Tarih, bize derslerle dolu bir ayna tutuyor. Lozan'dan Putin-Zelenski zirvesine, değişmeyen bir gerçek var: Barış, sadece savaş meydanlarında değil, diplomasi masalarında ve hatta hukuk salonlarında da kazanılmak zorunda.

Geçmişten ders alarak, geleceğe umutla bakmak dileğiyle.

Esen kalın...