BUGÜN yine memleketin, paranın, pulun ve tabiatıyla kelimelerin kantarından geçeceğiz. Öyle bir devirde yaşıyoruz ki, kelimeler bile artık masum değil, sanki birer suç ortağı.
Hani eskiden mikrofon vardı ya; eline alanın millete ninniler söylediği, hakiki masallar anlattığı o sesli alet… İşte o mikrofonun sesini bastıran, bu topraklarda yepyeni bir ses türedi: FON sesi! Bu memlekette artık her şeyin bir fonu var, bir tek dürüstlüğün fonu patladı gitti!
Gelin bakın şimdi şu bizim yeni nesil zenginlere. Biri çıkıyor önümüze, henüz 23 yaşında! Yaşını sorsan kimliği daha yeni yeni oturmuş; elleri mis gibi sabun kokması, üniversite koridorlarında koşturması, sınav köşelerinde terlemesi gerekirken adamın elinde milyarlık fon portföyü var. Hani en azından bir emekli maaşını, bir asgari ücreti simgeleyen yaşlar bunlar; bir dedenin ömrünü tüketerek, gün sayarak doldurduğu 3600 günün parasıyla, bu çocuğun masa başında yönettiği o sanal imparatorluk arasındaki uçuruma bir bakın Allah aşkına…
Durun bitmedi, biri daha var; o da 28 yaşında. Yaşı neredeyse bugünkü asgari ücret tutarı kadar! Memlekette milyonlar o asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışırken, ev sahibinin yüzüne bakamazken, çarşıda pazarda fileyi dolduramazken… Bu genç evlat, asgari ücret yaşındaki o muazzam(!) tecrübesiyle milyarları yönetiyor, fonları hop oturtup hop kaldırıyor. Şimdi bunlar yeni bir nesil mi, yoksa bu memleketin başına bela edilmiş bir ziyan kuşağı mı, artık siz karar verin!
Şimdi sıkı durun, asıl en son yaşanan o kan donduran, insanın vicdanını sızlatan skandallara gelelim. Yılların devasa holdingleri, fabrikayı, üretimi, alın terini, toprağın tozunu yutmayı arkasında bırakmış; bizim bu köşeyi dönücü gençler o devasa holdingleri birkaç ayda sollayıp geçmişler. Şirkete bir gidiyorsun ne koca plazalar var ne de arı gibi çalışan işçi kardeşlerimiz. Ortada bir masa, bir sandalye, bir de ekran başına kurulmuş bir çalışan var. O ne tırmanış kardeşim! Hani Everest Dağı'na tırmanan ilk insan Edmund Hillary bile bu kadar hızlı zirve yapmamıştır. Tabii ki bu zirvenin bir de cicim manzarası olacaktı; o manzara da özel uçaklar, lüks yatlar ve son model arabalar. Bu memlekette dürüst, namuslu, akşama kadar şerefiyle alın teri döken insanlar elbet var, başımızın tacıdırlar, elleri öpülmelidir. Ama bir de ne olursa olsun, "Aman para çıksın, köşeyi dönelim de kim ne yaparsa yapsın, gariban da ne hali varsa görsün" diyen kolpacı bir tayfa var. Adına ister yatırım deyin ister fon, isterseniz fondip deyin; sonuç hiç değişmiyor. Birileri toplu taşımada ayakta sallanırken, tutunacak demir ararken, diğerleri lüks yatlarında masmavi sularda keyif yapıyor.
Netice itibarıyla; bu skandallar bitene kadar bizim bu ülkeyi düzlüğe çıkarmamız, dikiş tutturmamız çok zor.
En azından bu defa kim yediyse, kimin eline geçtiyse boğazından burnundan gelsin istiyoruz: "Bu ülkede bazıları hayatı fondip yapar, faturayı ise yine dar gelirli öder." Bu acı ama hakiki sözün bir gün tarihe ve adalete kavuşması ümidiyle.
Esen kalın...