Gezimize kiralık aracımızla Mardin’den Urfa’ya hareket ederek devam ettik.
Bu belki de Afrika safari yolculuklarından sonraki en kötü yol deneyimimizdi.
Çukur-tümsek eğitimi gibi bir sürüş sonrasında, yola çıktıktan üç saat kadar sonra Urfa’ya vardık.
Urfa, Fransa’ya karşı düzensiz bir halk ordusuyla şanlı bir direniş sonrasında 11 Nisan 1920 yılında hiç bir katkı almadan kendi çabalarıyla kurtulmuş, Fransız ordusunu tamamen kovmayı başarmış.
Bu olaydan 64 yıl sonra da, 1984 yılında meclis tarafından çok geç de olsa, adı Şanlıurfa olarak taçlandırılmış.
Bu arada meclis kararlarıyla Antep 1921 yılında Gaziantep, Maraş da 1973 yılında Kahramanmaraş olmuşlar.

KAHVALTIDA CİĞER YEMEDEN OLMAZ
Dedik ve Urfa’da da ciğere gömüldük.
Servis kalitesi ve hijyen gibi konulara pek takılmamakta yarar var.
Bize önerilen ciğerciye gittik.
Oradaki adamlardan biri elindeki sigarasıyla yüzümüze pek bakmadan bize: “usta şimdi namaza gitti, siz bir saat kadar gezeleyip sonra gelin” dedi.
Gezeleyip geldik, beklemeye değmişti.
Çünkü ciğer yine çok lezzetliydi.
Artık bu ciğerin lezzetinden miydi, yoksa bunda dürüme sirayet eden nikotinli parmakların payı var mıydı bilemedim.

KOMMAGENE KRALLIĞI
Ben Komagene’yi Antalya’da bir çiğ köfte markası olarak bilirdim.
Meğerse MÖ 886 ile MS 72 yılları arasında 958 yıl Anadolu’da hüküm süren bir imparatorlukmuş.
72 yılında da savaşmadan Romalılar’a teslim olarak, onların Suriye eyaletine bağlanmışlar.
Günümüzdeki Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş illerini kapsarmış Kommagene Krallığı.
Binlerce yıldır Anadolu’da bugün adlarını bile telaffuz etmekte zorlandığımız ne medeniyetler kurulup yüz yıllar içinde çöküp form değiştirmişler.
Hititler, Frigler, Lidyalılar, Asurlular, Truvalılar, İyonlar, Urartular, Persler, Romalılar, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar..
1983 yılında, yani kurum devletleştikten sonra, İ.S. 1071 yılında Selçuklular’ın Anadolu’ya girişi ve Malazgirt Savaşı öncesine, nedense hayli soğuk davranılmaya başlanmış.
Bu 7000 yılın ıskalanmasını ünlü arkeolog Ordinaryüs Profesör Dr. Ekrem Akurgal (1911-2002) ne de güzel dile getirmiş:
“Biz Türkler, Anadolu topraklarında oluşmuş tüm toplulukların çocuklarıyız ve onların bize bıraktıkları kültür varlıklarının mirasçılarıyız.
Bu kültürlerin hepsi bizim.
Yok eğer bunu inkar edersek, “öyleyse orada ne işiniz var?” demezler mi adama?
Anadolu topraklarına gelen tüm uygarlıklar yarımada potasında erimiş ve onun sonunda bu günkü Türkiye ortaya çıkmıştır.
Bazı politik ve zorunlu göçler dışında tüm tarih boyunca Anadolu’dan dışarıya göç eden bir topluluk yoktur.
Öyleyse biz, Hatti, Hitit, Hurri, Urartu, Frigya, Karia, Likya ve Anadolu’da yaşamış bütün milletlerin çocuklarıyız.”

MAL SAHİBİ MÜLK SAHİBİ
Hani bunun ilk sahibi
"Mal da yalan mülk de yalan. Var biraz da sen oyalan."
Diye boşuna dememiş Yunus Emre bundan 750 sene kadar önce.
103 yıldır da bizim cumhuriyetimiz oyalanıyor şu kadim Anadolu’da.
Bundan 1000 yıl sonra haritalar hangi medeniyetleri gösterecek acaba?

HARRAN EVLERİ
Harran, coğrafya derslerinden kafamda Harran Ovası ile bütünleşmiş.
Artık, o güzel tarihi kümbet evleriyle de hatırlayacağım.
İtalya’nın Puglia kentindeki benzer evlerin, Harran evlerinden esinlendiği tahmin ediliyor.
UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan bu konik kubbeli, kerpiç ve tuğla yapılı geleneksel konutlar, 250 yıl kadar önce yapılmış.
Bu evler özelleştirilmiş olmalı.
Huzurla gezmek mümkün değil.
Herkes bir şeyler satmak ya da dilenmek için çekiştiriyor.
Rehberden bozma bir gencin bizden sürekli bahşiş talebinden anlattıklarına yoğunlaşamadık.
Park yerinden çıkarken 8-10 kadar çocuk arabamızı bir gelin arabası durdurur gibi sardı.
Para alamayınca da arabamızı tekmelediler, bagajı yumrukladılar.
Berbat bir yozlaşma resitaliydi.
Kendimi Mısır’ın Giza Piramitleri’nde sandım.
Orada da satıcı tacizi feciydi.
Yabancı turistler üzerinde nasıl bir etki bıraktıklarını düşünmek bile istemiyorum.
Acilen denetim altına alınmalılar.

VEE ALKIŞLARINIZLA GÖBEKLİTEPE
Bu tepe bir başka tepe.
Tüm eski eserleri sorgulattırır.
Dünya tarihinin akışını değiştiren, insanlığın yerleşik hayata geçişi ve inanç sistemleri hakkındaki ezberleri bozan devasa bir anıtsal yapı bu Göbeklitepe.
Avcı-toplayıcı topluluklar tarafından inşa edilen Göbeklitepe, Şanlıurfa sınırları içinde.
Günümüzden 11 bin 600 yıl öncesine tarihlenmiş.
Mısır Piramitleri'nden yaklaşık olarak 7 bin 500 yıl, İngiltere’deki Stonehenge'den ise 6 bin yıl kadar daha eski.
Alman arkeologlara hem teşekkür borçluyuz hem de bazılarına özgürce sövebiliriz.
Almanlar 140 yıldır Anadolu’da kazılar yapıyorlar.
Hattuşaş, Bergama, Milet bunlardan bazıları.
Bergama’ya (Pergamon) ayrı bir paragraf açmak lazım.
Almanlar her ne kadar, “Sultanın izniyle götürdük” diye kendilerini savunsalar da Doç. Dr. Ali Sönmez, 1869 ile 1878 yılları arasında 9 yıl boyunca Humann’ın kaçak kazı yaptığını belgeledi.
Carl Humann tarafından 1869–1884 yılları arasında Berlin’e kaçırılan Zeus Sunağı günümüzde Berlin’de sergileniyor.
Sunağı ilk gördüğümde sevinmekle öfkelenmek arasında bir duygu karmaşası yaşamıştım.
Göbeklitepe’nin varlığından sadece 30 yıldır haberdarız.
1995’de Alman arkeolog Klaus Schmidt tarafından keşfedilmiş.
Kazıların henüz yüzde onu tamamlanmış olsa bile göz kamaştırıcıydı.
Bir çok okul bu özel yere gezi düzenlediğinden, çocukların gürültüsünden tam tadını çıkaramasak da görkemliydi.

HALFETİ HALFETİ DEDİLER
2000 yılında sular altında kaldığında nasıl da üzülmüştük.
Evimizi komple su bassa bu kadar üzülmezdik.
Minaresi sular altında kalan cami nasıl da acıklı görünüyordu.
Oysa bölge sular altında kalmadan önce yerli turistlerin bile uğramadığı Halfeti, artık yılda (yüz bini yabancı) bir milyon kadar turiste ev sahipliği yapıyor.
Emlak fiyatları da uçmuş.
Şehir Citta Slow (sakin şehir) ünvanı da alıvermiş.
Batan ilçeyi tekne turlarıyla gezebilmek zordu.
Tekneler vızır vızır çalışıyorlardı.
Ama bu sakin şehri bir de denizden görmek önemliydi.
Yüz kişilik teknemiz sessiz sularda süzülmeye başladı.
Bir kaç dakika içinde kaptanın içine şeytan kaçmış olmalı ki, birden çok yüksek volümlü disko müziği başladı.
“Biraz kısar mısınız, şu güzel atmosferin tadını çıkaralım” diyecek oldum.
“Herkes sizinle aynı düşünmüyor, insanlar bu tura eğlenmeye geliyor” diye lafımı ağzıma tıkadı.
Özel tekne turu almadığımız için, tasarruf yöntemlerime söverek turu tamamladık.
Halfeti’nin kara gülü ve ondan yapılan dondurması da ünlüymüş.
Denedik, geçer not verdik.
Özetle Balıklı Göl’ü, Şıllık Tatlısı, farklı aksanları ile bir başkaydı güzelim Urfa.
Bir yere dağılmayın.
Daha bir sonraki yazıda Nemrut Dağı ve Gaziantep izlenimlerim gelecek.