1984-2000 yılları arasında Alanya’da yaşadım.
Dükkan işletmeciliği, acente ve otel yöneticilikleri yaptım.
1991-2000 yılları arasında Yeni Alanya Gazetesi’nde yazdığım yazılar, 2000 yılında “Alanya’da Onaltı Yıl” adlı ilk kitabımda toplandı.
İstanbul’da doğup büyümeme rağmen, Alanya’nın hayatımda, gelişmemde önemli bir yeri vardır.
1991 yılında bir kaç Alanyalı arkadaşımla birlikte Alanya’da başlattığımız Triatlon, 1992 yılında Plaj Voleybolu yarışmaları da anılarımın baş köşesinde yer alır.
Mevcut yönetimler, bu yarışmaların başlangıcına emeği geçenleri ara sıra hatırladıkça, beni de teşekkür için davet ediyorlar ve ben de zamanım elverdiğince eski arkadaşlarımı da görmek için yine Alanya’ya gidiyorum.

KIZIM BİR YANA DÜNYA BİR YANA
Geçtiğimiz günlerde kızım Su ile bir nostalji gezisi yaptık Alanya’ya.
1986 yılından beri faaliyet gösteren, bir zamanlar Alanya’nın Club Robinson’u olarak nitelenen, Kuyumcu ailesine ait olan Konaklı bölgesindeki Club Kastalia’da konakladık.
Hâlâ pırıl pırıl ve farklıydı Kastalia.
Gezi öncesinde kızımın benden bir isteği vardı;
“Çok az zamanımız var baba, arkadaşlarını arama lütfen, sadece ikimiz baş başa olalım.”
Emir büyük yerdendi, itaat edildi.
1991 yılında doğduktan sonra, 2000 yılına kadar Alanya’da yaşayan Su ile sokaklarında gezindik Alanya’nın.
Ona, okulunu, yaşadığımız evleri, annesiyle birlikte işlettiğimiz dükkanlarımızı, amcasının, büyük annelerinin eski işyerlerini gösterdim.
Kale, Kule, Mağara gibi turistik ziyaretlerimizi de yaptık.

SAĞOLASIN İKİ DENİZİN SULTANI ALAADDİN KEYKUBAT
Selçuklular nasıl da güzel eserler bırakmış Alanya’ya.
Tersane, Tophane manzaralı Harbour Restaurant’da Arap balığı (lagos, grida da deniyor) yiyerek baba-kız baş başa kısa bir tatil yaptık.
Sonrasında da o yaşadığı New York’a ben de Umman’a döndük.
Alanya Türk turizminin çok önemli bir lokomotifi.
Antalya’da yer alan 3.000 kadar otelin 600 kadarı bu bölgede.
Antalya’ya gelen 17 milyon kadar turistin 4-5 milyonu Alanya’yı seçiyor.
Rekabetten göz gözü görmüyor.
Ürünü farklılaştırmak, deveye hendek atlatmak gibi bir şey olmalı.
Doluluk oranları düşünce de kaliteyi tutturmak iyice zorlaşıyor.
Arzın bu kadar fazla olması da otelcileri tur operatörlerinin kucağına oturmaya zorlayabiliyor.

NEREDEN NEREYE
Alanya’ya ilk kez çalışmak üzere geldiğim 1984 yılında, Alanya dahil Antalya’ya gelen turist sayısı elli bin kadardı.
O yıllarda Alantur ve Club İncekum en popüler otellerdi.
Bizim dükkanlarımız da bu otellerin içinde yer alıyordu.
1984 yılında gelen elli bin turist herkesin yüzünü güldürürken, bugün on yedi milyon ziyaretçi bu şehre yeterli gelmiyor.
Ne yaman bir çelişki bu değil mi?
Gelelim izlenim ve notlarımıza:
Herkesin gördüğünü bir de ben dile getireyim.
1980’lerin o güzelim Alanya’sından eser kalmamış.
Okurcalar’dan başlayıp Alanya’nın son beldesine kadar dağ, taş zevksiz binalarla dolu.
Devasa, transatlantik gibi, iki bin yataklı otellere kim, niye gider, giden bir daha keyif için yine gelir mi, hepsi kafamda dönüp durdu.
Bazı oteller binalarına, girişlerine eciş bücüş heykelimsi bir şeyler de yapıştırmışlar.
Mavi camlı balkonlu, estetistikten yoksun ucubeler arasından geçerek Alanya’ya vardık.
O sıcacık denizin hatırı olmasa kim gelir bu beldeye?

HEY GİDİ GÜNLER HEY
Club İncekum ve Alara Otel nasıl da güzel ve zarifti o yıllarda.
İncekum koyundaki aynı kumsala mimar Vedat Dalokay (1927-1991) bir otel çizip kondurmuştu.
Nasıl da eleştirmiştik onu.
O çirkin bina, muhtemelen bu dev garabetlerin yanında artık bir butik otel gibi kalmıştır.
Yok mu bunları bir denetleyen, kimdir bu şehrin nazım imar planlarını onaylayanlar?
Bunların hesabını torunlarına zor verirler ileride.
Zarif günübirlik gezi teknelerinin yerini ne zaman o çirkin korsan gemileri aldı?
İskele civarında yürürken, o çirkin gemiler yüzünden adeta deniz görünmüyor.
Şehir külliyen bir çakma Las Vegas olma yolunda hızla ilerliyor.
Neyse ki, Kale’ye, Kızılkule’ye, Tophane mahallesine, tersaneye, müzeye, mağaraya, o güzelim yarım adaya henüz sıra gelmemiş.
Sekiz yüz yıl kadar önce yapılan Kale, Kızıl Kule, Tersane nasıl da estetik yapılar öyle.
O mimarların torunlarının içlerine ne kaçmış da, hiç atalarını örnek almadan kazma kürek girişmişler güzelim Alanya’ya?

KEŞKE KORUYABİLSELERDİ..
Elin oğlu eskiyi koruyarak para kazanırken, biz mevcut güzellikleri katlederek geliştiğimizi zannediyoruz.
Mülk sahipleri mülklerini satarak ya da kiraya vererek mutlaka zenginleşeceklerdir.
Ama kazandıkları para ile ya daha sakin ve doğal bir yerde yaşamayı tercih edeceklerdir, ya da Alanya’dan işleri gereği ayrılamıyorlarsa, sıkça buradan uzaklaşıp tatile gideceklerdir.
Bu güzelim belde, Türkiye’nin benzer bir çok beldesi gibi vahşi kapitalizme karşı direnememiş, yenilmiş.
Umarım hiç olmazsa mevcut güzellikler korunur ve daha fazla tahrip edilmez.
Çok çirkinleşmiş olsan da, seni hâlâ seviyorum Alanya.