Alanya Türk Ocağı'nın 6 Şubat 2025 tarihindeki "Türk Dünyası'nın Saygın İnsanları: Gagauzlar'ın Dünü ve Bugünü" başlıklı ocakbaşı sohbetinin konuğu Araştırmacı, Yazar ve Eğitimci Sn. Ali Suat Arancı Bey idi. Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle Türkiye'ye getirilen öğrencilerin torunlarından Sn. Metin Gökoğuz Bey, canlı tarih olarak İstanbul'da yaşadığını anlatarak telefon bağlantısıyla Gökoğuz Türkleriyle ilgili konuya canlı tanıklık yapmıştır.
"Gökoğuzlar olarak bilinen asil gardaşlarımız, Gagauzlar'ı yakından tanıyalım!” diyerek sözlerine başlayan Arancı, "Orta Asya'dan göç eden Türk boylarındandır. Avrupa'nın orta yerinde zor şartlarda yaşamalarına rağmen gelenek, görenek ve ana dilleri olan Türkçe’ye sımsıkı bağlıdırlar. Bu asil gardaşlarımızı daha yakından tanıyıp kültürel bağları güçlendirmeliyiz!" diyerek araştırma ve görselleriyle detaylı bilgiler vermiştir:
"Yıl 1931. Atatürk'ün en güvendiği isimlerden, Millî Eğitim Bakanlığı da yapan Hamdullah Suphi Tanrıöver, genç Türkiye'nin Romanya Büyükelçisi olarak Bükreş'te bulunmaktadır. Bazı insanların Türkçe konuşmaları dikkatini çeker; Besarabya bölgesinde yaptığı araştırmalar hakkında Atatürk’ü bilgilendirir ve Türkiye'ye getirilmeleri teklifinde bulunur. Atatürk, Trakya'ya yerleştirilmeleri ve oradan öğrenci getirilmesi talimatı verir: 'Edirne Muallim Mektebi'ne yerleştirelim. Öğretmen olsunlar' der. Dönemin Kongaz Belediye Başkanı Vasili Mitişov'un ilk etapta gönderdiği 25 öğrenci arasında küçük kardeşi Georgi Mitişov, Metin Gökoğuz'un babası da vardır. Hamdullah Suphi Tanrıöver, Georgi Mitişov'un adını 'Kamil Gökoğuz' diye değiştirir..." diyerek, Metin Gökoğuz Bey ile telefon bağlantısı kurdu ve konuyla ilgili bilgi aktarımı sağladı:
"- 1938 yılında II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ve Rusya'nın Romanya'ya saldırısıyla birlikte birçok öğrenci memleketlerine geri dönmek zorunda kalır. Ama babam Kamil Gökoğuz, okul müdürünün engellemesi sayesinde Romanya'ya gitmez. Hatta o dönemde okul müdürü, okula gelen Sovyetler Birliği ve Romanya Büyükelçilik yetkililerinden babamı saklar ve onların savaşmak için Romanya'ya kaçtığını söyler. İki ağabeyini Ruslara karşı verilen savaşta kaybeden babam, ailesine mensup çok sayıda kişinin Kazakistan'a, akrabalarının da Sibirya ve Ukrayna'ya sürüldüğünü öğrenince çok üzülür. 1940 yılında okuldan mezun olur; 1941 yılında İstanbul'a gelir, aynı yıl annem Sıdıka Gökoğuz ile evlenir. Babam bir süre sonra Anadolu’da öğretmenlik mesleğine başlayıp Ankara-Kalecik’in Çiftlik Köyü'nde öğretmen olarak askerlik görevini yapar. Daha sonra sırasıyla Sinop Gerze’nin Gürsufet, Boyabat Cuma köyünde ve yine Boyabat’taki Dumlupınar İlkokulu’nda öğretmenlik yapmıştır. Bizlerin daha iyi şartlarda eğitim görebilmesi için Ankara ve İstanbul'da görev yapmış, emekli olduktan sonra buraya yerleşmiştir.
1965 yılında İstanbul'a geldiğimizde, manevi dedem olarak gördüğümüz güzel insan Hamdullah Suphi Tanrıöver’i babamla birlikte İstanbul-Aksaray Horhor’daki konağında ziyaret ettik. Gittiğimizde ağır hasta olmasına rağmen babamla, benimle ve kardeşimle yakından ilgilendi. Zaten bir yıl sonra vefat etti. Babam Kamil Gökoğuz, Sinop’ta görev yaparken birer yıl arayla oturduğu iki evde yangın çıkınca memleketine dair çok sayıda adres ve evrakı kaybedince çok üzülmüştü.
1977 yılında sağ kalan kardeş ve kuzenleriyle son kez bir araya gelen babam, bu önemli gelişmeler sırasında, 1989 yılında doğduğu toprakları bir daha görmeden vefat etti. 2005 yılında en büyük amcamın oğlu Afanas, Romanya’daki akrabalarımızdan adresimi bulunca İstanbul’a geldi, beni ziyaret etti. Ardından ben de önce Ukrayna’ya, oradan Moldova’ya, son olarak da Kongaz’daki aileme ait yerlere gittim. Kongaz’dan Çadır Lunga’ya geçtim. Kuzenlerim Matrona ve Nadya ile bir araya gelip birlikte yöresel yemekler yedik. Gagauz, Gökoğuzlar’ın ünlü türküsü olan 'Oğlan Oğlan' adlı eseri orada öğrendim.
Sosyal medya üzerinden Gökoğuzlarla temasa geçip sürgüne gönderilen aile fertlerine dair bilgilere ulaşmaya çalıştım. Bu çalışmalara hâlâ devam ediyorum. Odessa’da, Kiev’de ve Kongaz’da birinci derece akrabalarım olduğunu biliyorum. Saint Petersburg, Romanya ve Kazakistan’da henüz ulaşamadığım yakınlarım var. Mesela babaannem Kazakistan’da vefat etmiş ve orada defnedilmiş. Babam Kamil Gökoğuz’a olan vefa borcumdan dolayı onun doğup büyüdüğü ve belli bir yaşa kadar yaşadığı bölgeden getirdiğim vatan toprağını mezarına hüzünle serptim. Bugün burada sizlere geçmişte yaşadığım hatıralarımı anlatabiliyorsam, bunu şükran, minnet ve rahmetle andığım Hamdullah Suphi Tanrıöver’e borçluyum. Çünkü bu güzel insan benim için manevi büyük babamdır." açıklamasında bulunmuştur.
Gagauz Türklerinden Sn. Metin Gökoğuz Bey’e en içten dileklerimle teşekkür eder, Alanya’dan saygılarımı arz ederim. Ben, 'Oğlan Oğlan' adlı eseri çocukluğumdan tanıyordum. Sn. Arancı, Gökoğuz sanatçı Natali Deniz’den dinletince hemen hatırladım: 'Ne güzel oğlan, püsküllü çoban!' Türk dünyası bir bütündür!