ALANYA... Güneşin, denizin ve tarihin kucaklaştığı o güzide belde. Elbette ki zamanın rüzgarına karşı durmak, gelişimin ve büyümenin önünü kesmek mümkün değil.

Lakin, ne zaman Alanya’nın merkez mahallelerinin isimlerini yan yana dizsem, içime derin bir hüzün çöker. Sanki her isim, bir zamanlar var olan, şimdi ise usulca silinip giden bir cennetin mühürlü sandığıdır.

​Büyük Hasbahçe ve Küçük Hasbahçe...

Bu isimleri okurken gözümün önüne gelen, narenciye kokulu, dalları toprağa değen, bereketli bir büyük bahçenin ve onun minicik, saklı kalmış eşinin tablosudur. "Has" kelimesinin ağırlığıyla, buranın sıradan değil, seçkin, özel bir doğaya sahip olduğunu fısıldar.

Bugün yüksek binaların gökyüzüne uzandığı bu mahallelere bakınca, o "has" bahçenin hatırası bile bir lüks gibi kalıyor.

Betona yenik düşen toprak, bize sadece bir ismin anısını bırakmış.

​Sonra, Güller Pınarı ve Kızlar Pınarı...

Ah, bu iki isim! Biri, doğanın cömertliğiyle, bülbüllerin şahitliğinde güller açan ve gürül gürül akan bir pınarın şarkısını söyler.

Diğeri ise, mahallenin genç kızlarının neşe dolu sohbetleri eşliğinde, omuzlarında bakır kovalarla hayat suyu taşıdığı bir su kaynağını canlandırır zihnimizde.

Ne romantik bir tablo ne saf bir emek!

Gel gör ki, bugün feryadını duyuyoruz: Güller Pınarı'nda ne bir gülün kokusu ne de bir pınarın sesi kaldı.

Kızlar Pınarı ise adını taşıyan o kaynağın kurumuşluğunu, modern şebeke sistemlerinin arkasında sessizce saklıyor.

​Sugözü Mahallesi...

Suyun kaynağı, yaşamın başlangıcı demek. Ama şimdi, Alanya'yı sel aldı haberlerini duyarken bile, Sugözü'nde su kesintilerinin yaşanması ne büyük bir ironi!

Adeta tabiat, "Beni unuttunuz, kaynağımı tükettiniz," dercesine bir feryatla kuruyor pınarlarını.

​Hisariçi Mahallesi, tarihle iç içe, taşın ve denizin nefesiyle yoğrulmuş o kadim yerleşim.

O dar sokaklar, o eski evler hala bir nebze o ruhu taşısa da etrafındaki beton yığınları o doğallığı her geçen gün biraz daha boğuyor.

​Oba Mahallesi'nin gelenekselliği, komşuluğu çağrıştıran sıcaklığı ve Tepe Mahallesi'nin tüm bu güzellikleri seyreden, o eski cennet manzaralarına şahitlik eden müstesna konumu...

Onlar bile, her yeni inşaatla birlikte yitip giden o panoramaya sessiz bir tanıklık ediyorlar.

​İsimler, bir coğrafyanın ruhudur, şiiridir.

Alanya’nın mahalle isimleri, bize bir zamanlar burada var olan doğal bir cömertliği, bir samimiyeti, bir bereketi fısıldıyor.

O pınarlar kurumuş, o has bahçeler yok olmuş olsa da bu isimler bize ait olan o güzel geçmişi unutturmasın.

Büyürken, gelişirken, acaba biraz olsun bu isimlerin hakkını verecek şekilde, doğaya saygılı olmayı yeniden öğrenebilir miyiz?

​Yoksa Alanya, isminde bahçesi, pınarı olan ama içinde ne bir damla su ne de bir çiçek olan, hüzünlü bir hatıralar şehrine mi dönüşecek?

Esen kalın…