"Savaş kararını verenler asla gelişmeleri öngöremez." Bu sözden hareketle, coğrafyamızı yakından ilgilendiren ve aslında tüm dünyayı kaygılandıran bu savaşın sonunun nerelere gideceğini, daha kaç ülkeyi ateş çemberine çekeceğini elbette bilmek mümkün değil. Tarihten günümüze yansıyan savaş gerekçeleri genellikle rant üzerine kurulu olsa da asıl gerçeklik küresel güç olan devletlerin karşılarında rakip istememesidir.
Sovyetler Birliği ile ABD arasında yaşanan soğuk savaş, şu an Çin ile ABD arasında yaşanıyor. ABD, Çin’in enerji kaynaklarını kesmek için önce Venezuela’yı, ardından İran’ı hedefine koydu.
Nükleer silah filan bahane; "sigarayı bırakın" diyen doktor, hastasının karşısında sigara yakarsa öğüdü doğru bile olsa inandırıcılığını yitirir. Nükleer silahın var ama sözde dünyayı korumak adına başkalarına yasakla. Bir haftadan fazladır süren savaş, artık her türlü gelişmeye açık. Kıbrıs üzerinden Yunanistan’la yaşanan gerilim, Azerbaycan tarafından yapılan sert açıklamalar ve kan gölüne dönen coğrafya... Tüm bu gelişmelerin nerelere evrileceğini savaşı çıkaranlar dahi bilmiyor. Barış olur mu? Şu anki şartlarda çok zor görünüyor. Elbette bu gelişmeler sadece Alanya’yı değil, tüm dünyayı bir belirsizliğe sürüklüyor. Alanya’da hangi esnafla konuşsam, "Savaş biterse umutluyuz, değilse birçoğumuz batar" şeklinde konuşuyor.
Bu tablo bize gösteriyor ki; devasa stratejilerin ve küresel güç oyunlarının yansıması, bugün Alanya’nın güneşli sokaklarında derin bir endişeye dönüşmüş durumda. Bir yanda uluslararası arenada nükleer güç gösterileri ve enerji hatları üzerinde kurulan stratejik pusular varken, öbür yanda geçimini turizmin ve yerel ticaretin yarattığı huzurlu iklime bağlayan bir şehir var.
Bizim gerçekliğimizde savaş, televizyondaki harita hareketlerinden çok daha fazlası; gelen turistin iptal ettiği rezervasyon, esnafın vitrinine yansıyan durgunluk ve üreticinin geleceğini görememenin getirdiği o ağır sessizliktir. Küresel güçler kendi "haklılık" zeminlerini yaratmak için birbirlerinin rakibi olmaya devam ederken, bizler bu büyük yangının rüzgarlarıyla savrulan, doğrudan etkilenen ve mağdur olan insanlar haline geliyoruz.
Alanya gibi turizmle nefes alan bir kentin en büyük sermayesi huzurdur; ancak yanı başımızdaki coğrafyada kartlar yeniden dağıtılırken, bu huzurun yerini bir belirsizlik sisinin alması kaçınılmaz oluyor.
İşin en acı tarafı, dünya siyasetine yön verdiğini iddia edenlerin kendi yarattıkları kaosu yönetemez hale gelmeleridir. Nükleer silahı bahane eden nükleer silah sahibi bir zihniyet, bugün dünyanın dört bir yanını istikrarsızlaştırırken aslında kendi ekonomik geleceğini de riske atıyor.
Ancak bu risk, bizim yerel esnafımıza banka kredisi, kira ödemesi gibi hayati dertlerden oluşan devasa bir gelecek ve geçim kaygısı olarak geri dönüyor.
Esnaflarımız büyük devletlerin birbirlerine attığı diplomatik ya da askeri adımların sonucunda oluşan dalgaları, yerel piyasada tsunami etkisiyle yaşıyor. Savaşın nereye varacağını kimsenin bilmediği, öngörülerin çöktüğü bir dünyada Alanya esnafı da tıpkı bu coğrafya gibi kendi ayakta kalma mücadelesini verecek.
Herkes bu savaşın bitmesini, suların durulmasını bekliyor; çünkü yerel ekonominin temeli olan güven duygusu ancak barışla tesis edilebilir.
Bu belirsizlik, aslında dünyanın her yerinde hissedilen ortak bir dil haline geldi. Alanya esnafının "batarız" korkusuyla, ateş daha nerelere düşecek kaygısı iç içe geçmiş durumda. Bir haftadır süren veya daha uzun süreceği anlaşılan her türlü gerilim, turizm sektörünün en büyük düşmanı olan güvensizliği tetikliyor. İnsanlar sadece kendi ekmeği için değil, aynı zamanda ateşin tüm coğrafyayı sarmasından da endişeleniyor.
Sonuç olarak Alanya’da hemen tüm sektör temsilcileri endişeli, kaygılı ve huzursuz.
Esen kalın…