​TÜRK savunma sanayisinin bugün ulaştığı devasa kapasiteyi anlamak, bir ağacın meyvelerini toplarken köklerinin ne kadar derine indiğini bilmeyi gerektirir. Bugün gökyüzünde süzülen insansız hava araçları, denizlerdeki yerli fırkateynler ve sınır ötesi operasyonlarda kullanılan hassas güdümlü mühimmatlar; elli yılı aşan bir stratejik aklın, devlet sürekliliğinin ve milletin ortak iradesinin sonucudur.

​Türk savunma sanayisinin "temel taşlarını" oluşturan o kritik kuruluşların serüveni ve günümüzdeki stratejik konumları: Türk savunma sanayiinin modern temelleri, özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası uygulanan silah ambargolarıyla atılmıştır. "Kendi göbeğini kendi kesme" kararlılığı, bugün küresel ölçekte rekabet eden kurumların doğum sancısı olmuştur.

​1973 yılında kurulan Türk Uçak Sanayii Anonim Ortaklığı (TUSAŞ), Türkiye'nin dışa bağımlılığını azaltmak amacıyla hayata geçirildi. 1984 yılında TAI (Turkish Aerospace Industries) ile birleşerek kapasitesini artıran kurum; bugün sadece bir montaj merkezi değil, KAAN (Milli Muharip Uçak), HÜRKUŞ, HÜRJET ve ATAK helikopteri gibi platformları tasarlayan bir teknoloji devine dönüşmüştür.

​Kıbrıs ambargosunun en somut cevabı olan ASELSAN, 1975 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı bünyesinde kuruldu. Başlangıçta askeri haberleşme cihazları üreten kurum, bugün dünyanın en büyük 100 savunma şirketi listesinde üst sıralardadır. Radar sistemlerinden elektronik harbe, aviyonik sistemlerden hava savunmaya kadar TSK’nın teknolojik omurgasını oluşturmaktadır. Aynı yıl faaliyete geçen Tank Palet Fabrikası ise zırhlı birliklerin bakım ve üretim kapasitesini stratejik bir seviyeye taşımıştır.

​80'li yılların başında kurulan HAVELSAN, savunma sanayiinin "aklı" konumundadır. Komuta kontrol sistemleri ve simülasyon teknolojilerinde uzmanlaşan kurum, modern orduların en büyük ihtiyacı olan dijital entegrasyonu sağlamaktadır. 1984'te F-16 üretim programı için kurulan TAI ise Türkiye'nin havacılık üretim standartlarını dünya klasmanına çıkarmıştır.

​Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla 1988’de kurulan ROKETSAN, Türkiye’nin füze ve roket teknolojisindeki dışa bağımlılığına son vermiştir. Bugün SOM, HİSAR, ATMACA ve SİHA mühimmatlarıyla Türk ordusuna cerrahi operasyon yapma yeteneği kazandırmıştır.

​Bu kurumların tarihsel gelişimini analiz ettiğimizde karşımıza üç temel aşama çıkmaktadır:

​Öğrenme ve Montaj (1970- 1990): Batılı sistemlerin lisans altında üretimi ve bakım-onarım yeteneklerinin kazanılması.

​Alt Sistem ve Modernizasyon (1990- 2010): Mevcut platformların yerli elektronik ve silah sistemleriyle modernize edilmesi, AR-GE kültürünün yerleştirilmesi.

​Özgün Tasarım ve İhracat (2010- Günümüz): İHA, gemi ve helikopter gibi platformların tamamen yerli mühendislik ve yazılımla üretilip dünyaya ihraç edilir hale getirilmesi.

​Bugün bu kuruluşlar sadece kendi bünyelerinde üretim yapmıyor; binlerce KOBİ’yi besleyen devasa bir ekosistemi yönetiyorlar. Türkiye, artık savunma sanayiinde sadece bir "alıcı" değil, NATO standartlarında üretim yapan ve 170’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren bir "oyuncu" konumundadır.

​Savunma sanayiindeki bu devrim; on yıllar boyunca farklı siyasi iklimlerde, farklı hükümetler döneminde ama hep aynı milli hedef doğrultusunda ilerlemiştir. 1973’te bir fikir olarak doğan, 1980’lerde kurumsallaşan ve bugün meyvelerini veren bu yapı; Türk mühendisinin zekâsının, Türk askerinin sahadaki tecrübesinin ve Türk milletinin her türlü zorluğa rağmen bu projelere aktardığı kaynakların sonucudur.

​Bu kurumlar bir partinin değil; devletin bekasını her şeyin üstünde tutan bir milletin ortak mirası ve geleceğinin teminatıdır.

Esen kalın...