Balkanlarda çok ünlü bir sanatçı olan bir tanıdığım bu yaz arabasıyla Alanya’ya beni ziyarete geldi. Çok kez uyarmama rağmen ufak bir limit aşımıyla radara girmiş, çevirmede ceza kesilmiş ve kendisine bir belge verilmişti.

Bana ulaşır ulaşmaz belgeyi uzattı ve hemen ödemek istediğini, aksi takdirde unutursa ülke çıkışında sorun yaşayabileceğini söyledi.

Yüksek bir meblağ değildi. “Sorun yok, ben bir iki gün içinde hallederim” dedim.

Önce beldedeki PTT’ye gittim. Yabancı plakalı araçların ceza ödemelerini alamadıklarını söylediler. Merkez vergi dairesine gitmem gerektiği söylendi.

Ertesi gün vergi dairesine gittim. Girişteki kasa bölümünde kredi kartı ile cezayı ödedim, slip ve makbuzu alıp misafirime ilettim.

“Tamamdır, cezan ödendi. Çıkışta sorun olursa bu slip ve makbuzu gösterebilirsin” dedim.

Aradan on gün geçti. Misafirimi yine arabasıyla yolcu ettim. Yunanistan üzerinden Makedonya Üsküp’e geçecekti.

Tam sınır kapısına vardığında telefonum çalmaya, WhatsApp mesajları peş peşe gelmeye başladı. Öfke ile karışık, ağlamaklı bir sesle yaşadıklarını anlattı.

Sınır kapısındaki, herhangi bir yabancı dil bilmeyen görevliler, tarzanca “Ceza var, gidemezsin, çıkamazsın, bunu ödemeniz lazım” diyerek el kol işaretleriyle monitörü göstermişler.

“Tamam, biliyorum, cezam vardı ve ödedim. Buyurun vergi dairesi makbuzu ve ödeme slipi” demiş.

‘’Baktılar, baktılar, birbirlerine gösterdiler, içerden başka yetkililer geldi. Defalarca monitöre baktılar ve sonunda:

“ Ödemeniz bizim sistemde görünmüyor. Bunu ödemeden çıkamazsınız” dediler diye devam etti anlatmaya.

Ödemeyi orada yapabileceğini başta söylememişler. Bir yerleşim yerine gidip, benim yaptığım gibi, yeniden vergi dairesinde ödeme yapması gerektiğini düşünmüş. Bu da bir gün kaybetmek, tekrar konaklamak demekti ve morali iyice bozulmuştu.

Sonra bir şekilde sınır kapısında da kredi kartı ile ödeme yapabileceğini anlamış ve aynı meblağı tekrar ödemiş. Makbuz ve slipin fotoğrafını net şekilde çekip bana gönderdi.

Ve rica etti:

“Aynı cezayı iki kez ödedik. Lütfen gidip itiraz et ve geri al. Meblağ önemli değil ama durum çok haksız, değil mi?”

Benim bu konularda biraz ağırkanlı olduğumu bildiği için sıkı takibe aldı. Her gün sormaya başladı:

“Ne zaman gideceksin?”

Sözümü tuttum ve vergi dairesine tekrar gittim. Ödemeyi yaparken direkt kasaya gitmiştim, yine kasaya yöneldim. Durumu anlattım.

“Abi onu şu tarafa sorun” dediler.

Yöneldiğim yerde bir abla, hayattan bezmiş bir şekilde dinledi beni. Yaşı diğer çalışanlardan büyüktü; bu da tecrübe demekti. Önce hiç anlamadı konuyu. Tekrar anlattım. Tane tane… Önce özet, sonra detay.

Birden sinirlendi:

“Kaç liraydı bu ödeme?”

“Bin küsur ama işte, iki kez ödendi, mükerrer oldu” dedim.

“Sen var ya” dedi, “Bir bardak su iç bunun üstüne. Alamazsın bu ödemeyi. Bir çorba parası sonuçta, ne olacak…”

“Hayır, hayır” dedim. “Konu para değil. Haksız bir ödeme var. Belgelerle görülüyor ki mükerrer alındı. Bunu mutlaka geri alacağım.”

Genç bir memur arkadaş devreye girdi. Konuyu tekrar anlattım:

“Bakın memur bey, belgede görülen tarihte bu ödeme dairenize yapılmış. Sonra ceza kesilen kişiden tekrar aynı meblağ alınmış, doğru mu? İşte ben bunun kasanızdan iadesini istiyorum. Bu kadar basit. Tüm belgeler sizde kalabilir. Artık bu gurur meselesi oldu. İyi vatandaş olmanın, ceza ödemesine hassasiyet göstermenin bedeli bu olmamalı.”

Genç arkadaş konuyu inceledi, tekrar tekrar bilgisayarına baktı.

“Şimdi abi” dedi, “Bu özel kodla yapılmış bir işlem. Bizim yetkimiz yok. Aslında bu işlem yapılmamalıydı. Yanlış olmuş.”

“Kimin yetkisi var? Özel işlem kodu nedir? O zaman kasa almasaydı ödemeyi. Misafirim zaten çıkışta ödeyecekmiş. Ayrıca bu kadar yabancı yaşayan, milyon misafir ağırlayan bir bölgeyiz. Neden bu ilk kez yaşanıyormuş gibi yapılıyor? Hiç mi yabancı plaka radara girmedi şimdiye kadar? Yetkili ile görüşeyim lütfen” dedim.

“Müdür yardımcımız cenazeye gitti. İki saate gelir” dedi.

Yanımdaki, o gün bana eşlik eden kadim dostum merakla izliyordu olanları:

“Hadi bir yemek ısmarlayayım sana” dedim. İki saat sonra yine geleceğiz.

“Çorba mı içeceğiz ablanın dediği gibi?” diye dalga geçti.

“Yok” dedim. “Ama bu işin sonunda onun dediği gibi bir bardak soğuk su içersek gidip ablayı tebrik edeceğim. ‘Sen haklıymışsın, konuyu ısrarla anlamadın ama tecrübe konuştu galiba, suyu içtim’ diyeceğim.”

İki saat sonra tekrar gittik. Müdür yardımcısı bey gelmişti, konuyu tekrar anlattım.

Aynı şeyleri söyledi:

“Özel kodla yapılmış işlem… Yanlış olmuş. Bu kasada iade söz konusu olmuyor. Burada yapacak bir şeyimiz yok maalesef. Ha siz tabii haklısınız ama arkadaşlar bu işlemi yapmamalıydı. Hatta bu konuda talimat var.”

“Müdürüm” dedim, “Ben bilmem özel kodlu işlem falan. Bu ödeme mükerrer yapılmış ve fazla olan ödemenin iadesini istiyorum. İsterseniz müdür beye çıkalım.”

“Kasanıza girdi var. Neden çıktı olamıyor? Belgeleri de var.”

“Olmuyor maalesef. Müdür bey de izinli. Görüşseniz dahi yapacak bir şey yok.”

“Peki gerçekten ne yapabilirim? Onu söyleyin bari. Misafirim yabancı, bunu izah etmem çok zor” dedim.

“Ha şöyle yapabilirsiniz” dedi; “İpsala sınır kapısı ile bağlantı kurun. Oradan ödeme belgesi ve tutanağı elden alın. Belki o zaman…”

Alanya’dan İpsala kapısı ile bağlantıya geçip elden evrak mı alacaktım?

Arkadaşım omzuma dokundu:

“Sen en iyisi misafirine ‘tamam, iadesini aldık, merak etme’ de. Haydi gidelim artık, soğuk sular benden” dedi.

Gülümsedim.

Kurum var ama çözüm yok.

Sistem var ama sorumluluk yok.

Yetki var ama iade yok.

Talimat var ama sahip çıkan yok.

Bazen mesele gerçekten para değildir.

Bazen mesele, kurallara uyan bir insanın neden kendini haksız hissettiğidir.

Ve bazen sistem çözüm üretemediğinde, insan insana çözüm olur.

O gün tekrar anladım ki:

İyi vatandaş olmanın bedeli bazen bir bardak soğuk sudur.