“... Viyana Tarih ve Savaş Müzesi'nde orijinal arabası, kıyafetleri, Franz Ferdinand ve Prenses
Sophie’yi öldüren silah sergilenmektedir arkadaşlar! Bu süreç içerisinde Avusturya
Macaristan, Sırbistan’a savaş açıyor. Sırbistan’a açılan bu savaşla birlikte 1. Dünya Savaşı
patlak veriyor. İlginç bir durum, değil mi? Franz Joseph neredeyse akli dengesini kaybedecek,
delirme noktasına gelmiştir. 28 Temmuz 1914'te başlayan 1. Dünya Savaşı, 11 Kasım 1918'de
sona erecektir. Sonucunda coğrafyada bir iktidar boşluğu oluşacaktır. Bu bölge, Sosyalist
Yugoslavya’nın bir parçası olarak kayıtlara geçecektir. İlk olarak Sırp, Hırvat, Sloven Krallığı
olarak isimlendirilmiş; 3 Ekim 1929’da Yugoslavya Krallığı adı, Kral I. Aleksandar
tarafından değiştirilmiş ve kendisi Yugoslavya Krallığı’nın kurucusu olarak kayıtlara
geçmiştir.
1945 yılına gelindiğinde, bu bölgeler Alman Nazi örgütleri tarafından kuşatılacaktır. Bu
kuşatmaya karşı Josip Broz Tito önderliğinde “Partizan” örgütü kurulmuş ve Nazilere karşı
büyük bir başarı elde etmiştir. Tito'nun kurduğu Devrimci Sosyalist Emek Partisi, seçimlere
girmiş ve birinci parti çıkarak iktidara gelmiştir. Tito, 4 Mayıs 1980'deki ölümüne kadar
ülkeyi yönetmiştir. (Tito, Marksist-Leninist düşüncesiyle Sovyet bloğu ile hareket etmiştir;
ancak sonradan bağımsızlar blokunu kurmuştur.)
Tito’nun ölümünden sonra Slobodan Miloşeviç döneminde yükselen etnik milliyetçilik
hareketleri, ülkeyi iç savaşa sürükleyerek parçalara ayırmıştır. Bugün Sırbistan Cumhuriyeti
dediğimiz bu coğrafya her geçen gün biraz daha küçülmektedir. Bir liderin izlediği ırkçı
politikalar, ülkeyi ne hale getirmiştir...”
Saatler yol boyunca hızla akıp geçiyordu. Bir yandan dağları, ovaları, nehirleri, şehirleri
izliyorduk. Doğadaki her şey aracın hızıyla orantılı bir şekilde geride kalıyordu. Arkeolojik sit
alanları, tarihi kilise kuleleri ve cami minareleri birbiriyle adeta yarışarak gözümüzün
önünden kayboluyordu. Yollarda Aziz-Azize heykelleri, tepelerde haç anıtları ve mahallelerde
cami minareleri, bize farklı kültürlerin mesajlarını iletiyordu.
“... Böyle köylerden geçeceğiz belli bir yere kadar. 20-25 dakika sonra bir otobana
bağlanacağız. O otoban bizi Avrupa-Asya otobanına çıkaracaktır. (Evet!) Biraz sonra Avrupa
Asya otobanına kavuşacağız. Gurbetçilerimizin yıllarca seyredip anlata anlata bitiremediği
otoban, birazdan...” derken, efsanevi otobanda “yıkama yok, silme vardı” Tuvaletlerinde
taharet musluğu yerine tuvalet kağıdı kullanılmaktaydı. Oysa su, hayattır. Silme devri çok
eskilerde kalmıştır. Türk kültüründe, “Küçük taşla silme! İçine kaçırırsın!” denirken Batı
medeniyetinde belki de “Küçük parçayla silme! Eline bulaştırırsın!” deniyordur!? İşte bu
modern Avrupa medeniyetinden, suyu hayat bilen ilkel Asya’ya uzanan otobanda gözlerimizi
çevreden, kulaklarımızı mikrofondan ayıramıyoruz:
“... Bağlandığımız otoban şu an Avrupa-Asya otobanı, burası. Yani gurbetçilerimiz
Türkiye’ye, vatanlarına geldikleri vakit araçlarıyla burayı kullanıyorlar. Hırvatistan sınırı,
Hırvatistan-Slovenya, Slovenya’dan İtalya’ya gidilebiliyor. İleride, sol tarafta yukarıya doğru
gidilir. Ve bakın! Tabelada Budapeşte var. Budapeşte, yani Macaristan’a komşu bir ülke
burası. Budapeşte’ye otobüsle buradan gidiyoruz. Genellikle gurbetçilerimiz Macaristan
üzerinden geliyor; yani Almanya, Avusturya, Macaristan ve Sırbistan üzerinden devam
ediliyor Bulgaristan’a. Bulgaristan’dan da Türkiye’ye, Kapıkule sınır kapısından giriş
yapılıyor. Bu otobanda istikametimizi dümdüz devam edersek İstanbul’a kadar
gidebiliyoruz...”
Yıkama yok, silme var
Hüseyin Taşer
Yorumlar
Trend Haberler
Alanya'da acı ölüm: Daha 8 ay önce evlenmişti
Deportivo ile Real Madrid maçı saat kaçta, hangi kanalda?
Son dakika: Alanya’da aynı noktada ikinci yangın çıktı
Antalya'nın burnunun ucuna asker yerleştirdiler: 2 KM mesafede baksan görünür
Güneş tutulması 10 bin metreden canlı yayınlanacak
12 Ağustos 2026 Şans Topu sonuçları açıklandı