Liseli yıllarımdı. Yaz tatilimi Mahmutlar, Yukarı Mahalle Köyü'nün Keçili mevkiinde, doğduğum evde, büyüdüğüm yerde geçiriyordum. Ağabeyim, Feyzullah Taşer, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde okuyor, Yıldırım Beyazit Öğrenci Yurdu'nda kalıyordu. Belli ki; üniversitelerde, öğrenci yurtları ve sokaklarda anarşist eylemlerin dozajı yüksekti. Solcu ve ülkücü gurupların her ortamda çatışmaları, yaralanmaları, silahlı, sopalı saldırıları bazen genç ölümlerle sonuçlanarak kana bulanıyordu. Herkes, her sokağa girip çıkamaz, otobüs duraklarında rahat bekleyemezdi. Karşıt tarafın saldırısı, silahla taranma ihtimali korkuturdu. Ağabeyim, devrimci gençleri de tanıyordu. Sosyalizm, Türkçülük, ülkücülük, gençlik, üniversitedeki fikir ve eylemleri konusunda bilgilendirmiş, beni, "Ülkü" kelimesiyle tanıştırmıştı. Tartışmalara kanım ısınıyordu.
Lise 2. sınıfta iken okumaya başladığım fikir kitaplarını halen okumaya devam ediyorum. Alanya Lisesi'nin diğer sınıflarında, öğrenci,Remzi Taşdemir, Veli Çelik'le de tanışmıştık. Sınıf arkadaşlığını aşan ülküdaşlık şuuruyla bezenmeye yöneldik. Süreç bizi, Ordulu Hüseyin Soylu adındaki İlkokul öğretmeni ile tanıştırmıştı. Bir kolu çolaktı. Yakışıklıydı. Kibardı. Güzel konuşurdu. İyi sözlerle hitap ederdi. Alanya Ülkü Ocağı'nı kurmuştu. Türklük ve Müslümanlığı öğretiyordu.
Yaşımız küçük, heyecanımız büyüktü. Türkiye'yi “Kapitalizme ve komünizme” karşı koruyacak, "Milliyetçi Türkiye'yi" kuracaktık. "Olmaz kapitalizm, olmaz komünizm yol Türk'e. Dokuz Işıkçı erleriz. Milliyetçileriz" sloganıyla yürümeye alışıyorduk. Eğitim önemliydi. Her ülkücü okulda saygın, başarıda üstün olmalıydı. Haftalık seminer vardı. Her ülkücü fikir kitaplarından birini okur ve sırası gelince seminerde anlatırdı. Kitap okuma alışkanlığı yanında hitabet, konuşma, beden dili, duruş, liderlik kabiliyeti geliştiriliyordu. Faaliyetler lise sonda da devam etti. Ülkücülük karşıt görüş değildi. Yanlış bilenlere Türk ülküsünü doğru anlatma, gençliği uyandırma, diriltme irşadıydı. Liseli öğrenciler arasında bilgi yarışları olsa da fikir çatışmaları yoktu. Sonraki yıllarda tartışmalar ortaokullara kadar inmişti. Her solcuyu komünist görme kabusu yayıldı.
Ulusal bir gazete manşetinde yayınlanan "Üç Hilalli Gökbörü" yazısı Alanya Lisesi'ni allak bullak etmiş, öğretmenleri panik basmış, soruşturma başlatılmış, herkes beklenmedik eylemle karşılaşmıştı. Halen yazıyı "Kimin" yazdığı anlaşılamamıştır.
Bizim kuşak liseden üniversiteye atladığında yüksek eğitim kurumları iyiden iyiye karışıktı. Okullara kayıt yaptırmak için yaklaşmak hem kolay, hem de güçtü. Yurt bulmak da aynıydı. Çünkü dönemin şartlarında iletişim imkânları dardı. Benim İstanbul'a gidişim, yurda yerleşmem, yüksekokula kaydım ve sonrası maceranın en korkunç, en heyecanlı anlarıydı. Bizim kuşak liseden ayrıldıktan sonraki yıllarda Alanya Lisesi ve sokaklarında da eylemlerin arttığı duyuldu. Fikir çatışmaları yavaştan politik çıkmazlara dönüşüyordu. Eylemlerin önünde ülkücülerden çok Türkeşçi ve MHP’li siyasetçiler vardı. Ülkücülük partiler üstü anlayıştı. Lider, Başbuğ Alpaslan Türkeş’ti.
Alanya Ülkü Ocakları'nın kuruluşunda emeği geçen, öğretmen Sn. Hüseyin Soylu bey yurt dışına gitmişti. Daha da görüşmek nasip olmadı. Türk milliyetçiliğine kazandırdığı milli ve manevi değer yüklü ülkücülerin hayır duaları üzerine olsun. Alanya hakkını teslim etmiş, MHP’den adaylıkla, “Mahmutlar–Hüseyin Taşer, Çıplaklı-Hasan Uysal, Konaklı-Ali Şahin, Payallar-Mehmet Çıtak, Okurcalar–Yusuf Öztürk” 18 Nisan 1999 seçimleriyle, beş beldede belediye başkanlığına taşımıştık. Tüm İlçeyi kucakladı ve!