Anneler Günü ile ilgili bir yazı yazmam istenmişti.
Sipariş olunca ilham gelmiyor.
Ama haftalar sonra aslında eskiden beri yaptığım bir gözlemim aklıma geldi.
Turizm otelcilikte kimimiz alaylı, kimimiz okullu, kimimiz ise hasbel kader otel yönetimlerine vakıf olduk. İçerideki ve dışarıdaki sistemleri, organizasyonları yapılandırdık, gördük, öğrendik.
Peki aslında bunun en temel kaynağı, yaşadığımız, şahit olduğumuz ilk, halen ve görünen o ki sonsuza kadar devam edecek olan örneği neydi? Hanlar mı? Kervansaraylar mı?
Bir arkeolog olarak daha da derine inmek vazgeçilmez görevim.
Bu yönetim şeklinin ilk mimarı annelerimizdi. Üstelik hiçbir bedel talep etmeden…
Benzerliklere birlikte göz atalım…
Eve misafir geleceği zaman, bunu ilk kim bilir? Kim gelecek, kaç kişi olacaklar, ne zaman gelecekler…
İşte rezervasyon departmanı…
Bu ziyaret nasıl gerçekleşecek? Sadece kahveye mi geliniyor, yemeğe mi?
Yoksa kalınacak mı bir süre? Bir gece mi, daha fazla mı?
Misafirler sadece yetişkin mi, çocuk ve yaşlı misafir var mı? Özel bir durum var mı?
Yatıya kalınacaksa, kim nerede yatacak? Ek yatak açma ihtiyacı, havlu, bornoz, terlik, sabun, şampuan ne durumda?
Yemek olacaksa, menüde neler olacak, çocuklar ne yiyecek?
Bakın, bir anda yiyecek-içecek departmanı, housekeeping devreye girdi.
Peki misafirin kullanacağı lavaboda musluk damlatıyorsa, ampülü yeterince aydınlatmıyorsa?
Teknik servis bildirim fişi yoktur ama sözlü olarak eksikler tekrar hatırlatılır.
Misafir ilk kez geliyorsa yol tarifi, gelince karşılama, ilk ikramlar… Buyrun misafir ilişkileri departmanı…
Elbette her ailenin düzeni farklıdır. Ancak birçok evde, günlük yaşamın görünmeyen organizasyonunu anne üstlenir.
Evin ihtiyaçlarını takip eder, bütçeyi planlar, eksikleri önceden fark eder, misafir geleceğini duyunca hazırlıkları başlatır. Bir yandan tüm hane sakinlerinin huzurunu korumaya da çalışır.
Tabii, evdeki baba ve evin gönüllü asistan kızının desteklerini de göz ardı edecek değilim.
Örneğin; birçok durumda satınalma müdürü babadır. Ama anne bu konuda, babanın bazen otellerimizdeki ‘’satın ALMAMA’’ müdürüne dönüşeceğini bildiğinden depo, stok kontrolleri, tüketimde öncelikli ürünler gibi takipleri de yapma durumunda bulur kendini.
Evdeki asistan kızımız da telefonu ile bir türlü vedalaşamadığı için işin ağır kısmı yine annededir.
Finans ise tabi ki babadadır genelde. Ama bu gözler, finans yönetimini de anneye teslim eden babaların yıllar içerisinde ev sahibi olduklarını gördü.
Ne kaldı babaya demeyin… En önemlisi var; güvenlik… Çok az ihtiyaç duymak dileğiyle tabii.
Bir de animasyon. Anne organize etse de, babanın rolü vazgeçilmez.
Evdeki müzik düzeni, elektronik cihazların çalışmasını baba kontrol eder. Yemekten sonra erkekler maç seyreder, kadınlar belki balkonda sohbete devam eder.
Çocuklar ise uygun odadaki oyunlara dalarlar. Anne mini kulüpçü olur, baba yorulduysa DJ’lik de anneye kalır.
Vedalaşırken o vazgeçilmez cümle yine anneden gelir: ‘’Yine bekleriz’’
Sadık misafir oluşturma, memnuniyet yönetimi ve pazarlama aynı anda gerçekleşir.
Aslında anneler bunu sadece misafir geldiğinde de yapmaz. Evdeki yaşam biçiminin yönetimi annededir.
Sadece bugünü düşünmez, haftayı da planlar. Ve bunun için ne bilgisayarı ne ona yardımcı olan yazılımları vardır. Her şey zihinde şekillenir ve uygulanır.
Elbette otel yönetmek ile ev yönetmek aynı şey değildir.
Biri yüzlerce çalışanı ve binlerce misafiri kapsayan profesyonel bir organizasyondur.
Diğeri ise bir ailenin yaşamını düzenler. İkisinin ortak noktası şudur:
İkisi de görünmeyen emeğin üzerine kuruludur.
Misafir, her ortamda herşeyin kendiliğinden hazır olduğunu sanabilir.
Oysa perde arkasında büyük bir planlama vardır.
Ve çoğu zaman bütün bunlar sessizce yapılır.
İyi yönetimin en büyük başarısı da belki budur.
Çalışırken kendini göstermemesi.
Belki de otelcilik okulları kurulmadan çok önce, çok iyi yöneticiler yetiştiren ilk okul aileydi.
Ve o okulun ilk genel müdürü annelerdi.
Hiçbir organizasyon şemasında adı yazmaz. Çünkü onun yeri hepimizin kalbidir.