Hayır; ayrılıkları körükleyen, keskinleştiren; insanları uçlara iten körü körüne bir tarafgirlik değil söylemek istediğim. Seçim sonuçlarıyla daha da netleşen ahvalimiz sonrasında; yerimizi, duruşumuzu belli etmenin tam zamanıdır diyorum…...
Hayır; ayrılıkları körükleyen, keskinleştiren; insanları uçlara iten körü körüne bir tarafgirlik değil söylemek istediğim. Seçim sonuçlarıyla daha da netleşen ahvalimiz sonrasında; yerimizi, duruşumuzu belli etmenin tam zamanıdır diyorum…
Hani, daha geçen gün; “Bu milletten adam olmaz” diyordun ya; ya da halkımız için,“Anlamıyor, kendisine ne yapılsa müstahak” diye hayıflanıyordun… Ve sonucun böyle olmasını dönüp dolaştırıp Türk insanının eğitim eksikliğine veriyordun… İşte, o yakındığın konuda elini taşın altına sokma zamanıdır şimdi…
Bir siyasal oluşumda yer almıyor olabilirsin. Hiçbir siyasi parti sana söylemiyle, tüzüğüyle, doktriniyle seslenemiyor olabilir. Ama bu sessiz, hareketsiz kalmanı gerektirmiyor. İşini yürütebilme adına tarafsız kalma çabalarını ise, inan ki karşı taraf da yutmuyor.
Artık bundan sonra Türkiye’de, yetişkinlerin birbirini ikna çabaları sonuç vermeyecek. Ne kadar inkâr edilse de, hangi ölçeğe göre belirlendiği bilinmese de, Türkiye’de olduğu gibi Alanya’da da sınıflar var. Sınıflar arasındaki yatay geçiş, belirli maddi güce, dolayısıyla refaha ulaşmakla da olmuyor. Hemen yanı başındaki, seninle aynı kökenden olsa da, kendini başka sınıftan hissedenle aranda iletişimsizlik var. Bu insanlar, inan ki sırf intikam olsun diye bile AKP’ye oy verdiler… Demem odur ki, eğer ayrılık kesinleştiyse ve birileri de keskinleştirmeye çalışıyorsa, bunun önü ancak çok küçük yaştan başlayan eğitimle alınabilir.
İşte Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Alanya’da da böyle bir yarış var. Tarikatlar, genç beyinleri erkenden zaptı rapt alma uğraşısındalar. Karşılarında yalnızca ÇYDD gibi bir küçük(!) güç var; canla başla çalışan. Fedakârca savaşım veren… Siz ise, hem yakınıyor hem de saklanıyorsunuz. Zannediyorsunuz ki, gereken maddi yardımı saklanarak yaptığınızda, vicdanen görev yerine gelmiştir.
Oysa hiç de öyle olmamalı. Saflar belirginleşmelidir. Birileri hengâmeyle “talebe yurdu!”, okul yapımında büyük yol alırken, sizler dogmatizmden uzak pırıl pırıl beyinler yetiştirmeye, “öğrenci yurduna!” destek vermeye çalışan sivil örgütlerin yanında yer almıyorsunuz…
Biliyorum, bugünlerde “Mırrığınız Gırık”. Ama bu durum sizin gereken yerde, gereken zamanda “orada” bulunmanızı engellememeli. Her ne aktivite olursa olsun, katılımcılığınızla, sizin adınıza çalışanlara en azından güç vereceksiniz. Buluşmalardan haberdar edilmek için, balmumlu kırmızı davetiyeler beklemeyiniz! Aksi takdirde ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamazsınız. İlk önce siz yok olur gidersiniz…