‘Sil Baştan’ birleşik kelimesi ‘önceden yapılanlar göz önüne alınmadan, yeniden’ anlamına geliyor. Yazının başlığına bakarak, “Dim Çayı’nda kim bu yeniden düzenlemeyi başlattı?” derseniz, sorunun yanıtı tabii ki ‘doğanın kendisidir.’ Yaşamımızın en büyük düzenleyicisi olan doğa, yoğun yağışlar sonrası Dim Çayı’nı olması gereken sınırlarına çekerek bize yine bir büyük ‘ayar’ verdi. Kamu otoritesi ancak yaşananlardan sonra harekete geçebildi. Sıradaki soru ise ‘sağlanacağı yazıp çizilen disiplinin hangi ölçütler içinde oluşturulacağı ve kontrol edileceğidir.’ Bunu da önümüzdeki aylarda göreceğiz…
Toros Dağları dolayısıyla onun bir parçası olan Dim Vadisi 3. Jeolojik Zaman’da yani en geç 2,6 milyon yıl önce oluşmuş! Dolayısıyla insanımızın, “son 30 yıldır böyle afet görmedik!” yakarışındaki 30 rakamının anlamsızlığı bu ölçüyle anlaşılıyor. Alanya’nın ilk sakinleri sayılan Kadıini Mağarası ahalisinin, binlerce yıl öncesinde Oba Çayı ile beraber Dim Çayı’nı da kullanıp kullanmadığını bilmiyoruz ama Roma’nın bölgeden etiyle suyuyla yararlandığını biliyoruz. Roma dağlardan kestiği ağaçları ne yazık ki son taşkındaki, plastik variller üstündeki çardakların denize sürüklenmesi benzeri Dim Çayı aracılığıyla sahile indirmiş. Gemilere yükleyip göndermiş. Buzağı Avlusu verilen Dim Çayı’nın denizle buluşma alanında, yüzyıllar boyunca ticaret gemileri ‘kurtlarını dökmek için’ denizden içeri girmiş, tatlı akarsudan yararlanmış.
Yine Roma, Kadıpaşa Mahallesi’nde olduğu varsayılan kent merkezi için, kanallar aracılığıyla Hasbahçe yoluyla Dim Çayı’ndan su getirmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Birinci Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma hamleleri gereği, dönemin hükümeti benzer su yolunu kullanarak Dim Çayı’ndan Alanya şehir merkezine sulama amaçlı bir proje başlatmıştır. Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir ihale haberine göre, 28 Haziran 1940 tarihinde Antalya Su İşleri 16. Şube İdare Binası’nda kapalı zarf usulü ile eksiltme yapılır. Dim Çayı’na su akışını kontrol edecek bir regülatör ve toplam uzunluğu 33 kilometreyi bulması planlanan bir sulama sistemi için 1942 yılında harekete geçilmiş, inşaat 1948 yılında bitirilmiştir. DSİ’nin projesi o yıllar Türkiye’sinin örnek yatırımı olarak gösterilmektedir. Alanya artık bir tarım şehri olmuş, regülatör ve çayın sakin aktığı kumluk/çimlik kıyılar şehir halkı için bir mesire alanı haline gelmiştir…
Alanya halkı Dim Çayı şahane ortamını yıllarca bir dinlenme alanı olarak kullanırken, 1990’lı yıllarda vadiye bir baraj yapılması planlanır. Dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’ın 1997 yılında HES’ten kaçırılarak(!) temelini attığı baraj 2009 yılında hizmete açılacaktır. Tarımsal sulama, içme suyu sağlama, elektrik üretimi ve taşkın önleme amacıyla yapılacak barajda, 53 bin dönüm toprak olarak planlanan tarımsal sulama alanı, daha baraj bitmeden yapılan inşaatlarla 40 bin dönüme düşürülmüştü! Sonrası ise bir facia oldu. Özellikle batı bölgesinde yoğunlaşan inşaatlar yüzünden yatırım sol sulama yani Kestel yönüne doğru ilerledi. 2026 yılına gelindiği bir zamanda ise tarımsal sulama sorunu hâlâ sürüyordu…
Dim Çayı barajındaki 54 milyon metre küp hissesi olan suyun, içme suyu olarak bile çok kaliteli kullanımı olacağı varsayılmıştır. Ne yazık ki çelik malzeme yerine sık arıza yapan CTP boru kullanımı ve kamulaştırma bedeli olmaksızın boru hatlarının döşenmek zorunda kalışı içme suyu sağlamada da sıkıntı yaratmıştır… Barajdan sağlanan elektriğin etkin kullanımı da halkın zannettiği gibi olmayacaktır. Haziran 2021 EPDK sektör raporuna göre tam kapasitede çalıştırılmadığı görülen HES’in, ülkenin Barajlı HES Kurulu Gücü’ne katkısının yalnızca on binde on altı(!) olduğu anlaşılır! Ortalama 50 yıl ömür biçilen, biriktirdiği teressubat yüzünden işlevini kaybedecek barajın yıkımının yapımından daha pahalı olduğu bir başka acı gerçektir… Alanya sahillerini oluşturan kumların nehirler yoluyla denize ulaştığını ve barajın kum akışını engelleyeceğini ise şehir halkı yeni öğrenecektir. Barajın taşkını ne denli önlediği ise bu yazının konusudur…
Evleri ve tarım arazileri sular altında kalan 13 köy halkını, dünyanın en güzel vadilerinden birinin yok edilişi pek ilgilendirmemiş. Yalnızca kamulaştırma bedellerine itiraz etmiş, onda da başarılı olmuşlar! Asgari ücretin 400 küsur lira olduğu 2007 yılında, ilk kamulaştırılan alanlarda dönüm başına 10 bin liraya yakın paralar alınmış. Sonrakilerde bu rakam düşmüştü. Bayındırlık Müdürlüğü’nden 2006 yılı yaz ayında DSİ Antalya Bölge Müdürlüğü’ne gönderilen yazıda baraj gölü üst düzeyinde en 300 metreye kadar inşaat yapılmaması isteniyordu. Bir kilometre içinde de ancak arıtması tam anlamıyla bitirilmiş yapılara izin veriliyordu. Ne yazık ki daha baraj bitmeden yani kural işlerlik kazanmadan inşaatlar kaba halindeyken bile odaların perdeleri takılmıştı!
Çok önceki yıllarda Alanyalının örgü filenin içine yerleştirdiği karpuzu ya da Tekel birasını çay sularında soğumaya bıraktığı nefis bir mesire yeri olan Dim Çayı, 1980 yılları sonrasında kitle turizminin hizmetine girmesiyle özelliğini yitirmeye başladı. Günübirlik tur düzenleyicilerine hizmet veren ilk tesis eski regülatör binasının olduğu yerde,1985 yılında açıldı. Daha sonra başkaları geldi. Dim Çayı’nın akan bölümünün Milli Emlak yani Mal Müdürlüğü, kıyısının bir bölümünün Orman Bakanlığı (sonradan Çevre Bakanlığı) ve yer yer de tapulu arazilerden oluşması çok başlı bir denetimi gerektiriyordu. Mal Müdürlüğü ecri misil yoluyla çay kıyısını işletmelere kiralarken, tapulu arsa sahipleri denetimden bir şekilde kaçıp, korkunç doğa yıkımları yaparak günü birlik tesis inşa ediyorlardı. Vadinin dokusuna uygun olmayan yapı elamanları kullanılarak inşa edilen tesisler şikâyet konusu edilirken, onların düzenlenmesine ilişkin girişimler siyasi kaygılar, kayırmalar ve göz yummalarla bir türlü yapılmıyordu. Ta ki aşırı yağışlarla barajdan fazla su salınıp, tesis adı verilen çay içindeki çirkin yapıları denize dökene dek…
Ne ilginçtir ki, taşkından zarar gören işletmecinin daha yakınması gelmeden, hemen popülist (halk dalkavukluğu!) mesajları veren kişi ve kurumlar oluyor, siyasi ön alışlarla sözde mağdur olanları koruma politikası başlıyordu. Fakat başta Antalya Valiliği olmak üzere sorumlu her kurum, doğanın aldığı bu radikal karar sonrasında rahatlamış olmalıydı! Kendilerinin Dim Çayı vadisinde girişeceği bir girişim tepki alabilecek iken, şimdi siyasetten arındırılmış düzenlemenin tam zamanıydı. Ecri misillerin gözden geçirileceği, tesis yapımında belirli bir standardizasyonun gözetileceği, tapulu arazilerinde bile olsa kanunları aşan yapılara izin verilmeyecek bir yeniden yapılanmaya gidilmeliydi. Halkın ücretsiz yararlanacağı piknik alanları başta olmak üzere yeni bölgeler kamuya açılmalıydı. Ama asıl soru burada başlıyordu: ‘Sil baştan’ dan ne anlıyorduk? Çok sahipli ve rant yaratıp üstünden nemalanmaya çok elverişli bir bölge olan Dim Çayı Vadisi ‘netameli işleri çözmekte kullanılan vakıf benzeri bir yapıyla mı!’ yoksa devletin direk kontrolüyle, başta bölge halkının çıkarlarını koruyarak mı yeniden düzenleme yapacaktı? Moda deyimle; merakla bekliyor olacağız…
























